dsfjhfkgjşk

xfdgkhlgh.k

alman_coban_kopegi

Yorum bırakın

SAKİN…. ‘SAKIN’ ! (Fenerbahçe Gerçeği)

Topluma şöyle bir bakın. Manzarayı analiz edein ve tekrar düşünün. ‘Sakin’ düşünün ve ‘Sakın’ düşünmeden hareket etmeyin…

Yeni dönem (1950 – 2000) Türkiyesi içinde toplumun kozmopolit muhtevası içinde yer alan değerler birlikteliklerine dikkat edin… Futbol, TSK, Atatürk, Bayrak… Başka bir şey sayabilen var mı? Ben sayamıyorum ! Artık hiç sayamıyorum çünkü bu birleştirici değerler teker teker ve çok gizli üst düzey manevralarla alaşağı edilmeye, insanların yaşamından koparılmaya çalışılıyor.

Bir ‘can dostunuzu’ düşünün; onunla bu konuları paylaşamadığınız, yaşayamadığınız… Ne olurdunuz? Ben söyleyeyim. Koca bir yalnızlık içinde kalırdınız. Şu an benim olduğum gibi… Sosyolojik anlamda eğer bir toplumun içinde yalnızlığa itiliyorsanız; bunun adı ‘AZINLIK’ olmaktır. Hem de ‘HAK’ları olmayan bir azınlık… Bir ‘RUM’ vatandaşın yaşlanan özlemleri, Bir ‘ALEVİ’ dostunuz ibadethanesi olmadan dillendirdiği sessiz duları gibi…

72 Milyonluk bir toplumda ’25 MİLYONLUK’ işte bir azınlık’ haline getirildi…. FENERBAHÇE !

O bir takım değil beyler; O şu an Türkiye’nin en medeni, kültürlü yaşam insanlarının bir arada yaşadığı bir semtin adı… Mahalleleri temiz, birbirni tanıyan, bilen, 4 göbektir aynı sokaklarda oturan, temiz giyenen, gülümseyen, haftasonları ailece eğlenen ve bunları yaşarken ‘üstlerine her Pazar günü FENERBAHCE forması giyen’ Türk insanlarının yaşam biçimi… Türkiye’nin küresel yüzü…. İslam ÇUPİ’nin de yazdığı gibi olan şey de iştye bu: ‘BAŞKA BİR BÜYÜKLÜK’….

Yaşadığımız ükede, Nihat Doğan Somaliye başbakanla giderken, bir ay içinde 40 erimiz şehit edilirken, Bodrumda eller havaya diye el-alem eğlenirken, ressmalr bıçaklanır, generaller hapisere atılır, ses ve seks kayıtları ülkenin ‘MAGAZİN’ gündemi haline gelmişken, seni ‘SAHADA YENEMEYEN’ bazı takımlar, masa başında seni alaşağı ederken, sen tüm olup bitenler FUTBOL diyemezsin…

Ey her iki kişiden biri… Verdiğin oy işte budur… Ve oyu verenlerin içinde, bir çok FENERBAHCELİ gibi davrananlar da vardır. Onlara da bu formalarını artık çıkartmaları gerektiğini bildiririm. Herhalde anlamışlardır artık; konu Türkiyenin ilerlemesi, insanlarının mutluluğu, inanç, evrensel ahlak falan değil… Konu dünyevi dertlere düşmüş insanların ‘PARA’ ve ‘GÜCE’ karşı olan bitmez tükenmez tatminsizliği….

ACIBADEM ile yollar ayrıldı… O önemi değil… ASIL fırtına kopartmak istiyor, işin kalbine istiyorsan – ÜLKER ile ayır yollarını.

Küçük bir örnek – geçenlerde her fenerbahçeli aile gibi – bende sezon alışverişini yapmak için – şükrü saraçoğluna gittim… Orada çalışan (ismi lazım değil) satış görevlisi bir arkadaşımın söylediği söz çok manidardır:

-forma satılmıyor Argün ağabey…

-Niye yahu. Şike vs. Davasından mı? Fenerli takmaz öyle şeyleri çocuk…

-Yok be ağabey… Arkasında ÜLKER yazdığını görenlerin yarısı geri dönüyor.

 

sevgiler,AA

Yorum bırakın

Ezalena (1)

1.bölüm;

 

Seni anlatmamı, sen istemedin. Bunu ben; biraz da bencil bir yalnızlık içinde – kendim için – istedim. Seni tarif etmek, içimdeki sevginin karşılığı olamayacak kadar basit ve sıradan… O tariflere inanmam ben. Kendimi tanırım. İçimde yanıp sönen duyguları bilirim. Beni ne yaralar, ne coşturur, bilirim. Hayata karşı biraz soğuğum. Ortalıkta olup bitene, yitip gidene inanmıyorum. Samimiyetlerin arkasında, suç işlemişcesine saklanan ama adı ‘gerçek’ olan şeylere inanmıyorum. Şizofren mutluluğu benim ki… Kirliyim ama toprak gibi, ağaç gibi kirliyim. Doğa yüklüyüm. Gökgürültüsü gibi kalbim ve yağmur gibi hüznüm… . Geçsin gitsin istiyorum hayat ! Anlam veremezler bana ama ‘ben’ anlamları iyi bilirim… Bu yüzden ‘seven çok sever’, ‘nefret eden çok nefret eder’… Tek birşeye inanırım. Çıplak kavgalara…  Tek bir kişiye inanırım: Konuşana değil, yapabilene… Bu, benim ! Ve ‘o’ ben içindeki tek ışık sadece sendin ! Bunları yazmamı  aslında sen istemedin. İki bedende tek can olduğumuzu ‘bildiğin’ için bana bunları hissettirdin !

İnsan kendinden kaçabilir mi? Ama gerçekler can yakıcı değil mi? Uzak durmazsan, yakar insanı ! Oysa bu önyargılı bir korkudan öte değil… Çünkü burası püfür püfür ! Sen püfür püfürsün, nefesin gibi serinsin…

Günlerden olmayan bir günün, en olmadık saatlerinde ve memleketinde yaşandı herşey. Senin içinde olan şeyler; aslında bana olan bir sevgi değildi – senin duymaya ihtiyaç duyduğun, o kayıp duygularının kasası gibiydi kalbim. Sen anahtarı çevirdin ve açmaya korktun. Çünkü herşey yolunda idi… Öyle görünüyordu ! İçindeki kırgınlıkların, hırsların, ailevi yaşamların önüne – aklınla – bir set çekmiştin ve aklın bunun iyi bir yaşam olduğunu sana telkin ediyordu. En iyisi, kaçmaktı değil mi? Bir yolunu bulup kaçmak… Korkulu kabuslardan kaçıp, bir düş bahçesine ulaşmayı düşünmüştün belki de… Ama kabusların en büyüğüne uyandın ! Bu kabus ben değildim. Bu kabus, senin ‘reddedişlerin’ idi. Kendini reddettin sen… Nereden çıkardım şimdi bunu diyeceksin değil mi? Oku o zaman kendini:

İncecik incecik tıs tıs tıs…

Ürkek ama kocaman yürekli, ama ürkek

Kalp kapakçıkları var oraya kadar gelebilirsen eğer , gerçek bi dua okursan o kapıda açar kapakçığı

Açılır açılmaz gözlerin kamaşır farklı bi ışık görürsün, sora ürkektir ilk adımların. “cennet mi burası?” dersin

-yok canım ne cenneti, der MELEK

Çoook hafif bi rüzgar eser saçlarını dağıtır , kafan karışır

Ve ancak o, bu cümleyi anlar

Tüm vücudunun hafiflediğini hissedersin

Sanki üstünde ipekten tiril tiril bi elbise var ,ayakların çıplak

Kapatırsın gözlerini ve yürürsün nereye gittiğini bilmeden

Bi ara gözlerini açarsın… gülümsersin ince ince ama ağzın açılmaz gülümserken, dudakların ayrılmaz birbirinden

Bu öyle bi gülümseme diil

Bunu da o anladı

–       peki o her şeyi anlar mı gerçekten boyle?

–       Anlar ya ….. çook fazla anlar

–       Hadi devam et anlatmaya , orda başka neler var?

 

Bazı günler orda minik minik yıldızlar yağar üstüne , o avucunu açar, asla yakalamaya çalışmaz ki o yıldızları.. sadece avucunu açar hepsi gelip konarlar

Sora onlardan taç yapar başına, alnından öpüp takar saçlarını okşayarak

İçerde seni güvende hissettirir oyle derin nefes alırsın ki orda

Nası bi mutluluktur

Su içer gibi, tadı olmayan suyu tadı olmadığı için sevdiğin gibi bi nefestir o da

Çok hafifsindir artık

Elinden tutarsa eğer düşmemen içi değil yükseklere uç diye tutar

Sen azcık havalandıktan sora aşağı çekmez

Bırakır elini daha yükseklere uç diye

Kendi de aşağıda yürür senin altında, elleri açık düşme diye sora durur bakar izler seni

Sen sevinç sarhoşu uçuyorummm dedikçe

Hüzünlü bi gülümseme belirir gözlerinde

Yana doğru eğilir başı aşağı bakar

Hafifçe öksürür sora

–       hadi devam et anlat…

 

yürüdünü bile hissetmezsin, altındaki ağır toprağı hissetmezsin, orda her şey ipekten

her şey ferah

o kadar uçsuz bucaksız bi yer ki orası

ama asla kaybolmazsın , hayır kaybolmazsın içine girince

hiç bi işaret yoktur sen gör diye

sen sadece yürürsün her yerde başka bi anlam vardır saklı

hiç bi saptığın minik yol boşuna dildir ki, hepsi ayrı bi yere götürür seni ve bu hiç bitmez…

bazen yorulursun yürümekten, uzaniyim dersin biraz, pamuk olur her yer , pamuk olur hiiç acıtmaz ki seni o

kaparsın gözlerini ,güneşi tutar orda, uyandığında gece olduysa korkma diye…

o kapakçığın ardında boyle bi dünya vardır işte

hissi büyük ve tarifsiz, sen içerdeyken gerekirse ordular koyar kapıya da yine de kimseyi almaz içeri

sen bi rüyada oldunu sanırsın uzun zaman

ve bi zaman sonra anlarsın ki aslında geldiğinden beri hiç gece olmamıştır hava kararsa da

ve sen hiç uyumamışsındır

rüya sandığın şeyler gerçek, gerçek sandıkların rüyadır belki

ama düşünmezsin bunları çünkü  her şey oyle bir bütündür ki orda

bu bi fotoğraf diil bakamazsın, sana burayı asla gösteremiycem

buranın bi kokusu var, bi yumuşaklığı ve bi esintisi, yaşıyo burası anlıyo musun o yüzden gösteremiycem sana

bana kızma olur mu onu kendime saklıyorum diye… asla kızma… kızgınlığı, görme hırsını kaldırmaz orası, orda her şey uçuşur yakalama çabasını kaldırmaz orası

bi gün izleyebiliceksen yağan yıldızları dokunmaya kalkışmadan… biraz daha sesli olsun demeden duyabiliceksen sen de onun kalbinin sesini ve uyuyabiliceksen onun kalp tik tak larında huzurla, etrafındaki cenneti iyi seyredip onun bi resmini istemeden yapabiliceksen o seni de çağırır o dünyaya………..

dünyasının pamuk prensine bir dünyalıdan……..

 

Şimdi nerede olduğunu merak ediyorsan, söyleyeyim ! Kalbin, ve o şaşkın şaşkın bakan gözlerin, burada ! Orada nelere heyecanlanıyor, gözlerin nelere bakıyor, neleri arıyor bilmiyorum ! Benim bekçiliğim aynı yıldızları özgür bırakmak gibi; istediğin kadar uç, yüksel… Kapında ordular dikili bekliyor, aşağıda ben varım, tutarım !

Bize dünyayı yasakladılar, ama aynı dünyaya hapsettiler. Şu anda da açıkgörüşteyiz ! Parmaklıkların ardı ben olayım, mahsuru yok ! Maphusu ben sansınlar, kiltlediler sansınlar… Aslında Ben herkesi dışarı kilitledim ! Haberleri yok ! Demiştim burası güvenli diye… Yaşamana bak ! Susadığında, bir seslen yeter ! Ben pamuk tarlalarında ‘yaşam işçiliğine’ devam ediyor olacağım !

İnandığın kadar büyüktür hayat,

Ve Küçültmeye çalıştığın kadar büyür gerçekler…

Kendini Sevebildiğin kadar seversin herşeyi

Ve herşeye –  anlayabildiğin kadar anlam katabilirsin !

Bir hücreden bir dünya yaratmak için,

Canından akan bir damla kanın içindeki yaşam, sana yeter !

Yorum bırakın

Onurlu bir TÜRK

Bu tüm ulusa yapılan bir saldırı. Kimse, çığlık çığlığa temcit pilavına dönen ve durmadan tekrarlanan sözlerini tekrarlamasın. Köşelerinde mutlu medya yazarları, kürt milliyetçiliğini – Türkiye’nin demokratik sorunu gibi gündemlere taşıyıp, tartışmalara açıp, çapulcuları muhatap seviyesine yükseltirken, yetersiz kültürleri ve insani bakıştan uzak akademik soslu tavırlarıyla, bu bozgunu adeta pişirip önümüze koydular… Şimdi neden sesleri çıkmıyor. Yook ! Çıkıyor… Bazıları – kalem tutabilmenin pervasız alışkanlığı içinde – arabesk nağmelerle yazılar döşeniyor. Gözyaşından taraf-mış gibi davranıyor… Biz ne yapıyoruz. Hala okuyor, dinliyor ve oturduğumuz yerde oturuyoruz. Neden mi? Çünkü biz duyarsısız. Ateş topu başımıza düşmediği sürece adam olmayız. Ama artık yıllar 1915’ler değil, Kağnıyla mermi taşıyarak, gönül vererek, onurlu naralarla savaşmak bitti. ‘Tek tuşta’ bitiriyorlar işini.Koskoca Türk Ordusunun 13 erini bir kalemde silebiliyorlar. Bunları yapan da bir kaç çapulcu… Kahraman Türk, Güçlü Türk, Onurlu Türk neredesin? Yok… Artık yok! Çünkü onların beynine yıllar önce ‘tek kurşun’ sıkıldı. Kalbi atıyor ama beyin ölümü gerçekleşti. Avrupa şımarıklığı, tüketim, üretmeme, kuyu kazma, kuyuya atma gibi kavramlar, ‘Türklüğün’ yeni ‘geni’ oldu…Zorla yapılmadı bu-yavaş yavş enjekte edildi. Şimdi de kan dökerek, intikam çığlıkları arasında ‘serv’ yapılıyor…

Nasıl proje ama: Çılgınca değil mi? İnanın hedef belli. Yola devam !

Balkon konuşmalarında hırs dolu zafer çığlıkları atan, Türkiyenin her 2 kişisinden ‘biri’ siz misiniz bilemem ama; Ben değilim, onu bilirim.

İşte seçimin hemen sonrası ! Kına yakın… Kanla yıkayın !

Cepler dolarlarla dolarken, ihaleleri almak için hukuku devreye sokup, rakipleri içeri tıkarken, bu milletin sosyal birlikteliklerini bir bir mahvederken; sen neredesin ey TÜRK !

Bu tüm ulusa yapılan saldırıdır. Yıllarımızı geçirdiğimiz bu güzel ülkenin, bazı çıkarlar uğruna satılarak – paralar dökmezmiş gibi, kan da dökerek yazdıkları bir katliamdır. Bizler küçük yaşamlarımızın mücadelesi içinde; biraz gülümseme, biraz başarı ve biraz onur için koştururken, parça parça koparılan etimizdir.

Bir şeyler yapın ! Elinize silah alıp koşun demiyorum !

Artık ‘ONURLU bir TÜRK’ gibi yaşayın !

Vakit geldi. Herkese bir mesaj var… Allah ve memleket inancı olan Herkese:

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet’ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.

Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

M.K. ATATÜRK !

 

Yorum bırakın

Çek fişi, bitir işi…. Argün Albayrak

Çek fişi, bitir işi !

 

Herkes sadece kendine baksın ! Kendi açısından düşünsün – tartsın ! Bir kanaat getirsin ve ona göre davransın !

Fenerbahçe başlıklı medya ve hükümet ( dikkatinizi çekerim – ilk kez medya ve hükümeti bir arada kullandım) toplumda ‘temiz eller’ adı altında bir kampanya yürütüyor. Başrolleri saymama gerek yok ! Bu bir savaş filmi ve 25 milyonluk ‘KÖTÜ Ordu’, sözüm ona ‘İYİ’lere yenilecek… O kötü ordunun askerleri – Fenerbahçeli taraftarlardır ! Yani Türkiye’de her üç kişiden biri ‘FENERLİ’…

Geç bunları bir kalemde ! Sizce FENERLİ bu durumdan muzdarip midir? Hayır ! FENERBAHÇE Türkiyedir ! Ve o 25 Milyon şu an tek bir şey düşünüyor… Bu memleketin güç sahipleri herşeyi delik deşik ederken, bu sefer ne – neden ve nasıl oldu da, ‘FENERBAHÇE’ seçildi.

Kahvelerin, ofislerin, sosyal ortamların tümünün ve sokakların vazgeçilmez sohbeti, sosyolijik olarak – milletin neredeyse tek ortak konusu’ olan FENERBAHÇE’nin inanılmaz yükselişi – birileri tarafından alaşağı edildi. Konu ‘Aziz’ falan değil…Konu artık ‘Türkiye’de 1.kimlik olan ağır çoğunluğu’ hayata bağlayan fişi çekmek… Sosyojik temellerde bizi birbirine bağlayan neler varsa, hepsini yok etmek… Fenerbahçe ve Kadıköy insanının kaliteli yaşam anlayışını darmadağın etmek… Ne Azizi, ne Yıldırımı – Eğer böyle bir zihniyete gerçekten sahipse, zaten hiç olmasın ! Ama FENERBAHÇE ismini bu işe bulaştırmak – Türkiye’nin medeni – kaliteli – çalışkan insanlarının tümüne ‘SİZ YOKSUNUZ’ demekle eşdeğerdir.

Ortalıkta neden hiç ‘ses’ yok… Nerede o demokratik insani tepkiler – nerede bu tepkileri kaale alan güç sahipleri – nerede ? Söyleyeyim ! Demokratik tepkilerin sesi olması gereken ‘medya’ sustu-susturuldu… insanlar, verdikleri ‘oyların’ aslında hangi düşünceye verildiğini gördü ve utancından başları önünde ve suskun ! Fenerbahçeli taraftar caddede ‘biber gazı’ yerken, güneydoğuda ‘meclisler’ kuruluyor…

Artık sevgimi, bu topraklara olan inancımı yüreğime gömdüm. Kurtuluş hikayeleri ile büyümüştüm. Çanakkalede her sene dualar eder, mezarlıkları temizlerdim. Bir türkü duymaya göreyim, iki gözüm iki çeşme olurdu ! İnsanlar doğruları başının üstünde taşır derdim, birbirimize özen gösteren bir toplumuz derdim… Haramı sevmeyiz, birbirimizi kollarız derdim… Değerlerimiz var derdim…

Çok ‘derdim’ var…Çok ! ve…

Yok artık ‘onurum-gururum’ yok…

(Artık korkuyorum. Ama bilin ki; bu yüz milyar dolarlık rantın altında – Fenerbahçeyi – gayrımenkullerini vs. yönetmek için yapılan kat i  bi kulli var …Bekleyin görün ! )

Yorum bırakın

Allahtan ‘KORK’

Allahtan KORK !

Bu toprakların hemen her insanı, hepsi bunu kullanmıştır. En az bir kere ağzından dökülmüştür. Karşındakine bir uyarı mahiyetindedir. ‘Yapma.Allahtan Kork’…

Şimdi bunu dillendirmek bile bir garip hal aldı. İnsanların bir kısmı, ağzına ‘Allah’ adını almak bir yana, ‘artık genetik bir tavrımız olmuş, bazı dinsel temalı cümleleri’ dahi söylemekten imtina eder hale geldi. ‘Allah Korusun, Çok şükür, Selametle, Bismillahirahmanirahim’… İyi kalbin, temizliğin, en güzel kısacık duaları gibi olan bu sözcükler; kim ne derse desin, artık bir siyasi görüşü benimseyen insanlara ait’ bir kimliğin dilsel ifadeleri halini aldı. Laik, münevver kesim, muhafazakar, komunist, ortodoks, Rum, kürt, alevi veya liberal… Hepsi ! Hepsi için, bir ‘kimlik’ ayrımı- ‘taraf’ halini aldı.

Nedenini söylememe gerek yok ! Ama söylenmesi gereken birşeyler var…

Çünkü islam dini; insanı ahlaka, insani eşitliğe, paylaşıma ve iyi yürekli bir dünyevi algıya davet eder. Bunlara inanan herkes; yaşam içinde çalışkanlığı, mütevazi duruşu ve hak ederek yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamayı yeterli görür, bunun için sağlık ve afiyet diler. Dua eder… Hak yemez çünkü insan sever, ona saygı duyar. El etek öpmez, çünkü eşitliğe ve her insanın bir hikayesi olduğa inanır. Kin tutmaz, kin tutanların yaşamlarında hep bir savaş olduğunu bilir. Affetmeyi bilir ama ezilmez ! Belki mutlu değildir ama huzurludur…

Allah Korkusu yoktur. Allah sevgisi vardır. Yüce bir teslimiyet içinde ‘başı önünde yaşamak vardır’. Bu dünya emaneti içinde, kendisine verilen bu yaşam şansı için ‘hamdolsun’ demek vardır…

Eskiden Allahtan KORK derken; karşımızdakini uyarırdık. Şimdi nasıl peki?

Allahtan korkması gerekenler kimler? Allah bile demekten ‘korkanlar’ kimler..

Kafalar çok karışık ! Allah bizi korusun !

Yorum bırakın

Bırakın istikrar sürsün, Türkiye büyüsün… Lütfen paylaşın ::))) Bu memleketin insanı sadece paylaşmayı bilir !

Eğri otur, Baş aşağı bak, Yalan söyle ama doğru dur ki; Hayallerin, gerçek olsun !

Kısacık bir yazı. Siyasetin, karşılıklı ‘aldım vedim ben seni yendim’ oyununun altında bazı dikkat edilmesi gereken nüanslar vardır. Sosyal mecraları bilinçli bir düzeyde kullanabilenler, her ne kadar bunun farkında olsa, AKP karşıtı olsa da, ne kadar bu mecralarda, laik, demokratik, global paylaşımlar yapsalar da; bu parti her oylamadan açık ara birinci çıkıyor. Kitaplar toplatılsa da, o şu bu hapislere alınsa da, +24 yasaları çıksa, kopya skandalları ayyuka çıksa da, gavur izmir bir sabah baskınlarla güne uyansa da, öğrenci joplansa, kadınlar saçından sürüklense de, TIK Yok… AKP var ! Neden ? Birinci neden: Toplumun 90’lı yıllarına imzasını atmış, global türklerin:☺) Lidersiz ve malesef ‘güven duygularını’ yitirmiş olmaları. Kemal Kılıçdaroğluna bir nefeste sarılmaları ama hemen sonra vazgeçmeleri gibi: Çünkü onun dürüstlüğü ve söylemleri, bu kitlenin güvenini kazanamıyor. Eski geliyor. Populist bir ‘YENİ ŞOVALYE’ değil o. Biz, başımıza malesef astığı astık, kestiği kestik, sözleri bıçak gibi, savaşan ama yeri geldiğinde gözyaşını saklamayan bir ‘ERKEK’ istiyoruz. Biz, namus kavramını, erkek egemen zihniyetin üstünlüğü içinde gören, ‘Kadına – kır dizini otur’ diyebilen LİDER istiyoruz… Biz, global şemsiyenin gölgesi altında serinlerken, yakıcı güneşten korunduğumuzu zannediyor, ama durmadan terliyoruz. Su kaybediyoruz… Böylece beynimiz de sulanıyor, doğru düşünemiyoruz. Sanal dünyanın sözüm ona korunaklı dünyasında; ‘konuşan’, dışarıda susan, korkan bir ikinci kimliğe doğru sürükleniyoruz. Ne ikinci kimliği ! Önce Kürtler var. Aleviler var. Ermeniler var…Bizde kim oluyoruz ki ! Hayaldi gerçek oldu değil mi? PKK bu topraklarda alkışlarla ve üniformaları ile karşılandı. Hayaldi gerçek oldu ! Ordunun üst düzeyi hapislere tıkıldı. Hayaldi gerçek oldu ! Cemaatler, en önemli sivil toplum gücü haline geldiler. Hayaldi gerçek oldu ! Kitaplar yakıldı. Hayaldi gerçek oldu ! Daha sayalım mı ! İnanın çok sayılabilir… Ama asıl konu bu değil. Asıl konu; bu kampanyanın altında yatan gerçekler: AKP, tüm mitinglerinde çok farklı bir ‘gücü’ elinde bulunduruyor… ‘SOMUT’, ortada olan ve herkesin kullandığı, gördüğü ‘yeni’likleri söylüyor ve ‘BİZ YAPTIK’ diyor. Yalan mı. Hayır değil ! İşte, siyasi istikrarı ele geçirebilirsen, insanlara böyle somut şeyler sunabilir, kendini ‘AK’ çıkartabilir ve diğerlerinden farklılaşırsın ve dersin ki; bunları yaptık. İşte ortada ! Bunlarda şimdi yapacaklarımız (çılgın proce vs.) Bırakın istikrar sürsün, Türkiye büyüsün… Lütfen paylaşın ::))) Bu memleketin insanı paylaşmayı bilir !

Yorum bırakın