Markanızı Elletmeyin…

Bir insanla çok şey yaşarsın…Ama bir insanla çok az şey paylaşırsın. İnsanların birbiri için ne ifade ettiği işte böyle birşeydir…Böyle ölçülür. Ancak paylaşırsan dost kazanır ve ancak paylaşırsan evliliğini yürütebilirsin… Belki de sevgi karın doyurmuyor lafı bununla ilintilidir. Bilemeyeceğim.

Bu reklamcılıkta da aynıdır. Ben artık bir markayım diyebilmek için tüketicinin zihninde kalıcı bir yer sahibi olmanız gerekir. Amaç tüketimi yönlendirme de olsa marka olabilmek satıştan geçmez. Tüketicide bıraktığınız iz, onun kalbindeki yerinizden geçer. Bu sebeple reklamcılar düşünür, ölçer biçer… Stratejik bir kurgu dahilinde süreci başlatır.

Bu süreç bir insanla kurduğunuz ilişkinin temelleri gibidir. Kalıcı mı yoksa gündelik mi olacağına reklamveren karar verir… Bunun yol haritasını ise uygulama biçimiyle birlikte reklamcının sorumluluğu altındadır.

İşte lovemark, insan sermayesi gibi söylemler, stratejik taklalar hep bunun için… Ancak bir konu var. Bu yol haritası senin defineyi bulman içindir. Definenin yerini gösterir ancak, sen gidebilirsen tabi ! Türkiyedeki sorunun da bu olduğunu hepimiz biliyoruz… Sadece bugün için atılan adımlar yarınımızı kurmamıza engel oluyor. Çünkü attığımız adımdan önce gideceğimiz yeri bilemiyoruz. Konu tabii ki dallı budaklı. Türkiyenin çok değişkenli ve duyarlı parametrelerinden tutun da marka sahiplerinin vizyonuna kadar bir çok etken var. Yani önünüze halılar serilemiyor, sadece aşılması güç dağlar çıkıyor…o aşılması gereken dağlar geçilirse ancak sana aş oluyor !

Reklamı yapmak kolay ama maliyetli bir iştir. Ama reklamcının görevlerinden biri de minumum giderlerle maksimum yaratıcı kuvveti kullanarak iş yapmak değil midir. Tvlerde, gazetelerde yoğun frekansla beyin didiklersen tabii sana minik bir yayarı olur. Ama kalıcı değildir. Bana sorarsanız Turkcell yoğrun reklamları sebebiyle paydaşları gözünde düşmeye başlamıştır.. Sıradanlaşmıştır.. Tüketici algısı artık o markanın reklamlarını duymamaya başlamıştır. Bu tehlikeye dikkat ! Ya yanınızda çok konuşan ama bir şey söylemeyeni seçeceksin ya da az ama öz konuşanı… Yıllar önce Eloğlu reklamı bunu başardı.( 1 ) Bunun dışındakiler de pek az. Gülmeyin ama öyle. Bir kaçını sayayım: Kız Markalı Gelibolu Sardalyası, Gripin, Örenbayan vs… Yeniler mi: Bugüne doğru geldikçe Sana, Çamlıca, Pınar Süt, Singer dikiş Makinası vs. Vs…

Bu markaların sırrı ne peki. Milyon dolarlık reklamların, copy paste stratejilerin, ithal dokuya sahip yaratıcılıkların yanında nasıl oldu da bu markalar hafızalara kazındı ve bizi hala gülümsetebiliyor…. Çünkü onlar bizi geçmişe  de götüren bir yatırımın ürünleri ve bize ait… Bu markalar hala kullanılıyor, hala özgün ve sağlam bir yerde duruyor ve en önemlisi bunlar hayatımızda bir parça artık… Bir de hazır algıların içine yerleşmiş marka olma kavgaları var… Ne bu algıda bir numara türk markaları. Gülmeyin: İskender, ayran, Künefe, zeytin, T.Kahvesi vs… İşte bu algılar değişmez ve bu markaların etrafında sağlam rant döner… Sütaş tüm algı, marka yönetimini bu miras üzerine kurmadı mı.? Kurdu… Niye? Sütaş gider ama ayran kalır diye… Dünyanın şu an en sağlam markaları neden kendisine bu tip isimler seçiyor.. Algı yönetiminde miras a konmak için… Apple bunun en müthiş örneği işte…

Bana ilk buzdolabını Arçelik getirdi kardeşim…Gerisi Boş !! Gerçekten de gerisi BOSCH… Çünkü adam kalktı dedi ki yıllar önce:

İnsanların güvenini kaybetmektense, para kaybederim ! Kimsenin unutmadığı algı işte bu idi… Ve hem insan semayesini, hem de tüketici paydaşlarını bu eksende tuttu…

Yani arkadaş biz diyoruz ki: Bunlar doğrular. Ama bu doğruların sahibi olmak için o yolları arşınlayacaksın, o yoldan dikenli diye ayrılmayacaksın, yol arkadaşını konkurlara meze etmeyeceksin… iyi seçecek ve onla yola çıkacaksın…

Niye mi? Niyesi çok açık:

Bu toplumun kendi markalarına ihtiyacı var. Çünkü markanı bilmek ve benimsemek seni daha az tüketime, daha belirgin bir yaşam tarzına ve seçiciliğe götürür. Daha iyi şeyler yersin, daha güzel bir ev yapma hayalin olur,  daha iyi hizmet seçersin, daha güzel yerlere gidersin… Yani markasını bilen, kendisini daha iyi bilir… Kendini tüketmez !

Not ve soru: Eloğlu bir şeyi başardı dedim. Ekmeğinizi elletmeyin diyerek. Peki Hangisi? Çıtır çıtır el yakan fırın ekmeği mi…Uno’mu ? desem size ne cevap verirsiniz ? Cevabı biliyorum zaten… Ama eloğlu bir şeyi başardı.. O da şu ki artık her fırın ekmeğini geri dönüşümlü poşetlere koymayı öğrendi… Yani marka bir şeyi başardı ! Merak eden olursa sırf bu konuyu özel olarak  anlatabilirim J

Argün Albayrak

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: