ETİK…ETİK.ET…Meselesi…

Alışveriş dünyada geliştikçe, para mevhumu insanların hayatına girdikçe… Özgün fikir, ürün ve/veya hizmet değere bindi. Bu doğal bir serbest rekabete dayalı piyasalar gerçeği. Hal böyle olunca da ürün/hizmet üreticileri, çalışanlar ve 3.partileri de organize oldular ve şirketleştiler… Tabii olarak bu şirketler kendi değerlerini koruyup kollamak, şirket felsefelerini, misyonlarını ve çalışma anlayışlarını da geliştirdiler. Bu, en az üretilen hizmet/ürünler kadar önemliydi çünkü kalıcılık, gelişim gibi konular buna bağlıydı… Şirketler büyüdü, gelişti ve birbiri ile de iş yapmaya başladılar. Business to business kavramları gelişti. Tabii olarakta bu ilişkiler kanunlarca bir nizama kavuşturuldu…

Kanunlar aynı zamanda şirket çalışanlarının da sınırlarını, haklarını belirliyor… Yani kanunlar diyor ki: Şirketler öyle bildiğiniz yerlere benzemez ! Konular geliştikçe kanunlar bir şey ifade etmemeye başlıyor. Daha doğrusu insanlar işlerini kanunlara başvurmadan halletme yolunu tercih ediyorlar… Bu çok doğru bir yaklaşım çünkü İş ahlakını belirleyen bir insan kaynakları vizyonu ve yönetim biçimi bu… Bir çok dev firma bu uluslararası etiklere kanunlardan daha çok önem verir. Kılık kıyafetten tutun da işyeri ahlakınız, iş yapma biçiminiz ve vizyonunuzu belirleyen kriterlerdir, olmazsa olmazlardır. Bunların tümü uluslararası araştırma kuruluşlarının analizleri sonucunda kabul görmüş değerler bütünüdür.

Herşey çok güzel değil mi: Değil tabii ki… Temel insani hakların korunduğu, fikrin ve yeteneğin yüceltildiğini, şirket değerlerinin pekiştirildiği bu etik değerler eşitlik dağılımına da uygundur ve ilişkilerin sınırlarını belirler. SINIRLARINI…

Kurallarını, kanunlarını askeri bir disiplinle öğrenmiş önünü telefonda bile ilikleme ihtiyacı duyan bir toplumda bu kurallar eşitlik ilkesini duvarına asar, ama yanlış yaparsan da seni asarlar… Çünkü etik değerler kişisel egoların eksenine girerse bu kurallar bütünlüğü geçersizdir… Altına alacağın yetenekli olsun ama önce askerin olsun, sözünden çıkmasın… bu ilkeyle hareket et ki koltuğun tehlikeye girmesin… Hiç birşey olsan da koltuğu kaptırma ! bu bilgisayar öncesi dönemin devlet dairelerinde kullanılan bir yöntemdir ama dünya koşsa da bizim kafalar aynıdır… Yüzünüze sırıtarak etik derler, arkalarına dönüp sessizce ‘biz de kektik’ diye diye beynin içindeki dolapları döndürmeye başlarlar.

Bunlar içindeki sevgi kırıntılarını üstünden silkeleyen gelişmemiş bir insan türüdür. Fikirden, bilgiden hatta senin giydiklerinden bile korkarlar. Bunları uzatmayacağım. Herkesin zaten bildiği, işyerini aslında sevmemesine sebep olan, meslekten, sanattan soğutan işte budur ! Amerika karanlığının demokrasiyi bir silah gibi kullanması buna bir örmek. Eğer etik değerlerinin anlamı üzerinden iş yapmaya değil, iş çevirmeye odaklıysanız belki size bir eti.ket verirler ama gerçekten, değerlerinizden, saygınlığınızdan, yeteneklerinizden alırlar, çırılçıplak kalırsınız. Ama buna alışık olanlar çırılçıplakken de önlerini iliklemeye alışkındırlar. Bu onların düştüğü gülünç durumun en güzel ifadesi olacaktır.

rahmi koç demiş ki: Bir iş görüşmesinde karşımdakinin eğer çorabının üstünden bacağı görünürse işe almam… Bu sözü duyduğumda bir insanın ne kadar alçalabileceğini bilirdim de bu kadarını tahmin etmemiştim. rahmi koç isminde bir düzeltme yaptım çünkü baş harflerinin bile büyük olması onu özel isim yapıyor… eşek ve altın semer ilişkisi bir anda gözümde canlandı… Ağzından duymadım. İnşallah gerçek değildir diyeceğim ama gerçek bu galiba. Yani koç gibi bir topluluğun etik değerlererine ilk ağızdan bakışı bu işte… Yani koç topluluğu erkeklerinin hepsi pantolonunun altında bileğine bağlı jartiyer benzeri çorap askısı takıyor… adı ne onun gerçekten.?

Bazıları hemen atlar ve der ki: Ne alakası var şimdi etik değerlerin çorap boyuyla… Var…çok var. Şekile takılan, içeriği göremez çünkü… Kapıyı açamaz ! İçeri girip anlayamaz, kavrayamaz bu değerleri, yaşamları, yetenekleri… Bu sözle koskoca bir topluluğu rencide ettiğini anlayamaz… İşte biz bunlara eğilir, bunlara saygı gösteririz… Bu yüzden kendimizi de, değerlerimizi de göremeyiz… Üniforma korkusu, kişilik eksikliğidir. Üniformayı silah olarak kullanmak ta… Polisler ve askerlerden bahsetmiyorum. Üniforma haline gelmiş tüm kişilik bunalımlarından bahsediyorum… Yani şeklin arkasına sığınılmış yalancı kimliklerden. Baş kaldır yazısı değil bu. İnsan olma, güçlü olma, kendini ortaya koyma cesareti… Etik değerler sonra gelir. Çünkü insan olana ne gerek, etikli börek… Argün albayrak

  1. #1 by levent onan on 14 Haziran 2010 - 22:25

    ne biçim bir blog! üye bile olamıyoruz!! böyle public bir blog olur mu? hemen ve şimdi özelleştirilmesi lazım yoksa insanlar ulu orta yorum yazmak istemeyebilir bence:)) bence de!

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: