Mirasyedi Reklamcılık ve Ülkemin elinin tersiyle ittiği Fikirler üzerine:

Reklamcılığın bir yaratıcı çözüm ortalığı anlamına geldiği hep söylenir. İşin asli varoluş nedeni de bu zaten. Yani yaratıcı insanlar bir markanın pazarlama işlevinin vagonu değil, lokomotifi… Markalara bakın. Bunu açık biçimde göreceksiniz.. Uzatmadan anlatmaya çalışacağım da bu konu bitmeyen bir ‘ Ne olacak bu memleketin hali’ gibi rakı sofralarından kalkmak bilmeyen bir konu aslında… Yaratıcı içmesin de ne yapsın !

O kadar çok olayla, genç beyinlerin ‘Eureka’ sesleriyle geçirdim ki mesleki yaşantımı… O heyecanların nasıl da söndürüldüğüne o kadar çok şahit oldum ki… Gel de bu insanların içinde tekrar o ateşi yak… Olmuyor. Mangalda kül bırakmayan zihniyetle yaşıyanlar, herkesin oh be hepimiz doyduk diyecekleri köfteleri ya yakıyor… ya da laf arasında unutuveriyor… aç kalıyoruz. Yani üretici görünümlü tüketiciler…

Bu durumun çok boyutu var…Çok bilinmeyenli denklem malesef. Korku çarpı bilgisizliğin karakökü bölü yalakalık eşittir: ERROR… Hesaplanamıyor, sonuç yok… Olmadı ! Ne yapacağız. Cevap başka yerde mi acaba… Sonuç reklamveren olmalıydı… Demek ki bir kaç nokta daha var! Bir daha deneyelim:

Korku çarpı bilgisizliğin karakökü bölü yalakalık eksi sorumluluk…Eşittir: İnsan !

A.aa…İnsan çıktı. Sonuç doğru. Demek ki bu üretememenin arkasındaki gerçek insanmış… Sağlamasını bu sektörde yıllardır yapıyorum, sonuç hep aynı… Bir dostum bu sonuca şaşırdı ve düzellti: E bu ülke dışında üreten insanlar için başka bir sonuç var dedi. Ne dedim? Verdi:

Cesaret çarpı bilginin karesi bölü bir eksi kompleks eşittir insan. Çok ilginç dedik ve eksiği fark ettik. İlk denklemde Türk’ü unutmuşuz. Yani sonuç Türk insanı olmalıydı…

Bu formül sayesinde şimdi çıkardığım sonuçları paylaşacağım sizle:

Türk beyni ve işlevi bir paratoner gibi. Türk bu. Yıldırımı bile tutar ya hani…Öyle değil… O bütün bilgisini dış mihraplardan alır, burada bir paratoner gibi onu özümser ve topladığı bu elektriği size kendisinin miş gibi dağıtır….

Benim reklamcım stok fotoğraftan fikir de bulur, logotype da yapar, archieve’den de çeker, uyarlar, paketler… Marketing Türkiye gibi yayınlara kim nerede, nasıl çıkmış edasıyla bakar, künyede adına bakar… Okuyup öğrenmek ona göre değildir. Yaratıcılık balonuyla şişirilmiştir. Çok konuşmaz. Konuşursa içinde zorla tuttuğu havası kaçar… Bunların en temel nokatsı bu insanların reklamcı ( ad men) olmaması…Onlar Sünger Bob’lar… Yaşadıkları da Simpsons mutluluğu gibi… Yalan tuzaklı uzaktan kumandalı çatapatlar…

Gerçek rekamcılar kimler mi…? Onlar güneş enerjisiyle çalışan bir kaç iyi adam ve hanım… Enerjileri bitmez ve tüm varoluşları, güneşten aldıkları insan olma enerjisini fikre ve ürüne dönüştürmektir. İsme gerek yok. Siz onları bulursunuz. Çünkü insanlar fikre aç…. Bir huyları daha vardır. Hepsi soyismini değiştirmiş ve yerine network isimlerini koymuştur… Bu networklerde kendi soy ismiyle çalışan azınlıklar Türkiyede mutsuzlardır. Rum veya Ermeni değil ha…Türk bunlar.

Diğer tarafta reklamveren masalarını işgal nitliği taşıyan savaşlar vardır. İlk denklem onlar içinde geçerlidir…Ve iki tarafın sonucu aynı olunca sevinirler. Çünkü birbirlerinin sağlamasını yapmış, rahatlamış olurlar. Şimdi o denklemi bozmanın ne almi var…

Bu mirasyedi ötesinde bir bilinçsizlik malesef… Ama burası Pazar yeri. Biri sesim çıksın diye tüm gün bağırır, biri kafasına bir don takar öyle satar…Biri de sessizce tezgahı daha sakin bir yerde açar. Müştersiyle kendi lisanında konuşur… Butik ajans anlayışı aslında bu… Ben Pazar yeri reklamcısı değilim. Donlarım da belki biraz pahalı ama terletmeyen kumaştan. Der !…

Bu yüzden patronlara önerim sanat yönetmeni alacaksanız şunu benimseyin… Kağıtta bitmeyen fikir, fikir değildir… Çizmeden düşünmeyen yazar da tam değildir… Reklamcılık fikrin görsel bir şovudur… Yarım kalırsa olmaz…

Bunlar doğrular. Kimsenin de karşı bir tezi olabileceğine inanmak istemem… Ama bir görüştür de aynı zamanda. Artık eğrilerin doğruların terazisi kırıldığı için sadece işin ağırlığına bakılıyor…Ama kimse o ağırlık altında kalır mıyım diye düşünmüyor…

Bir işin ölçümü bir çok profesyonel inceliği grektiriyor. Bunun için de bilgi şart: Bir patronum. Reklam filmindeki bir hatadan belki müşteri kaybetmezsin ama gn.müdürün kartvizitinde bir harf yazı bloğunu bozuyorsa yandın ! demişti…

Bu söz, işin detaylarındaki hayati önemi ve senin işine bakış açının ne olması gerektiğini özetleyen bir özdeyiş bence…Herkesin de işine bu özenle ve ruhla katılması gerekiyor… Çünkü  milyonlarca iş yaptım ama sevdiğim iş sayısı bir elin parmağı kadar… Yani hayat her gün muhteşem işlerle geçmez. İşini çok sev ki; Bir kartvizitten bile gurur duy. Onlar birikir, birikir ve bir gün kartvizit uzatmana gerek kalmadan seni tanır, bilirler…

Bloğun başlışında olduğu gibi; herşey ruhun süzgecinden geçer.. Yazılarımda bu ekseni bozmamaya gayret ediyorum. Teknik konular sonra gelir… Önce isteyelim ve yapalım.

Mesleki mutluluğun sırrı bu… Yani denklem sensin, sen çözeceksin. Sonuç hep sana seni gösterecek…

Başarılı bir mutluluk dilerim herkese…

Argün albayrak

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: