Taş Sanatı ve hayatımdaki son dönem….

Tarihin bıraktığı mirasa baktıkça o incecik özenin ve yaşanan her an’ı kalıcı bir sanata çevirmenin ustalığını görüyorum.

Taş sanatının baslangıcı denilince belirgin bir tarih vermek imkansız; çünkü eski yapıların hemen hemen tümü taş ve işlenmiş taşlardan oluşuyor. Daha doğrusu tüm bunlardan öncelere bakarsak insanın kendini ilk anlatım biçimi bu. Taş duvarlara resmedilen anlatımlar, yazıtlar… Bu süreç içinde figürler sembollere, sembollerde alfabelere dönüşüyor… Yani yazı ve resim – anlatım ve sanat birbiri içinde gelişen ve bugünlere kadar gelen kavramlar. Bu uzun dönemler boyunca da taş oymacılığı da başlı başına bir ustalık, sanat olarak gelişmiş. Bugüne kalabilmiş dünya harikalarının tümünde bunun her tarzını görmek mümkün. Asıl bahsedilmesi gereken konu ise, iç mekanlarda kuru sıva üzerine tutkal ve toprak boyaların karıştırılmasıyla elde edilen kıvam ile duvar resimlerinin başlangıcıdır. Bu, Osmanlıda minyatür sanatının sona ermeye basladığı 18. ve 19. yüzyıllara denk gelir yani Osmanlı’nın son dönemlerine… Dikkat edilmesi gereken bir nokta bu çünkü bu aynı zamanda Osmanlı’da sanatın da hızla gerilediği bir dönem. Yani sanatın üretimden çok alınıp tüketildiği bir dönemden bahsediyoruz.  Öyle ki duvar resimleri Osmanlıda malesef özgün Türk sanatları ile değil, batının barok ve rokoko desenleri ile yapılmakta idi. Bu çalışmalarda da ağırlıklı olarak natürmont ve figure kullandılar. Yani batıdan gelen bu sanat biçimi içeride hiçbir yoruma ve yerelleştirmeye uğramadan uygulanmış, dolayısıyla bugüne çok da fazla eser bırakamamıştır. Oysa Türk el sanatlarının geneli düşünüldüğünde iç ve dış mekanlara uygulanabilecek binlerce özgün yorum, uygulama tekniklerinin de gelişmesi ile işlenebilir, yaşatılabilir ve dünyada eşi benzeri olmayan yepyeni bir yorum hayata geçirilebilirdi.

Mekanların iç ve dış süslemeleri ile ilgili benzersiz örnekleri de Katori taşı işlemeciliğinde görmek mümkün. Kalker taşı diye de bilinen bu taşın ustaları ağırlıklı Mardin-Midyat bölgesindedir. Akıl almaz incelikte işlenen ve binalara benzersiz bir sanat eseri görünümü veren bu işçilik halen devam etmekte ve desteklenmektedir. Benim de aslında ilham aldığım nokta tam da burası. Aynı inceliği ve özeni farklı taşlarda renkli olarak uygulamanın ve mimaride kullanmanın mümkün olup olmadığını uzun süre araştırdım. Taş oymacılığı, duvar resimleri ve eski Türk sanatlarını harmanlayabileceğim bir kavram olması için uğraştım. Bazı teknikleri, boya tiplerini araştırırken buna ancak deneme yanılma yöntemi ile ulaşabileceğimi fark ettim. İşte bu gerçekten kafa yormamı gerektiren uzun bir süreç oldu. Kullanacağınız tekniğin kalıcılığı ve uygulanabilirliği önemliydi. Bu dönemde çok farklı kombinasyonlar deneyerek ilerledim ve travertende karar kıldım. Gerek yüzeyi ve gerekse yüzeyindeki doğal dalga ve damarlar, uygulama esnasında en iyi sonuçları verdi. Bu noktadan sonra çalışmalarımı taş üzerinden biraz çekip kağıt kaleme yoğunlaştırdım, çünkü önemli olan neyi nasıl yorumlayıp aktaracağım noktasına gelmişti. Bu, en önemli nokta; çünkü kendinizi bu sonsuz denize bıraktığınızda kaybolmamanızın imkanı yok. Osmanlı, İslami eserler, uzak ve yakın doğu süsleme sanatları, mimari yaklaşım ve uygulamalar, tezhip, hat, çini, ebru, kaat-ı gibi sanatlar sizi içine alıyor. Bu noktada doğru seçim ilk once kavram oluşturmaktan geçiyor. Ne yapmak istediğinizi bildikten sonra size en iyi sonucu verecek sanat dalını ve yöntemini daha rahat belirleyebiliyorsunuz. Benim hem elimdeki arşiv hem de büyük hayranlığımdan olsa gerek ilk yapmaya karar verdiğim uygulama “Tuğralar” oldu. Bugüne kadar yapılmış birçok örneği inceleyerek özgün bir yorum oluşturmaya çalıştım. Burada renk, süsleme ve eskitme tekniklerini uygulayarak farklılıklar yakalayabileceğimi gördüm ve işe giriştim. Kaç taş harcadığımı bilmiyorum. Bir ara neredeyse beceremeyeceğimi dahi düşündüm. Ama inanın öyle bir büyüsü var ki bu işin, konsantre olduğunuz anda baska hiçbir şey düşünemiyorsunuz. Öyle de oldu. Sonunda inandığım bir şey çıktı ortaya. Bunun beyhude bir çaba olmadığını kendime kanıtlamak için de yaptığım bu taşı herkese gösterdim. Yorumlarını aldım. Söylenen her seyi tek tek aklıma yazdım. Tepkiler genellikle olumlu oldu. Bunun motivasonu ise gerçekten farklı. Yaptığınız bir şeyin beğenilmesi ve sizin o beğeniyi karşınızdakinin gözlerinden okuyabilmeniz çok başka bir his veriyor insana. İşte o gün bugün devam ediyorum. Uzun süre bu taşların mimari uygulamalarından uzak durmayı tercih ettim. Çünkü yaptığınız şey tek başına güzel görünse de, duvarda onu nasıl uygulayacağınız ve nasıl duracağı önemli. Bu ayrıca uğraşılması gereken bir konu idi. Bu konuda da mimarlarla çalışmam, öneriler almam gerekti. Sonucunda, şu ana kadar hiç uygulanmamış bir teknik geliştirdim. Tamamen özgün diyemeyiz ama farklı bir teknik. Bunun uygulama taslaklarını ilk önce kağıtta, sonra bilgisayarda denedim. Bilgisayar demekten çekiniyorum çünkü yaptığım şeyde bilgisayarın katkısı olup olmadığını merak edenler var. Hemen söyleyeyim, kesinlike yok. Her şey tamamen elle uygulanıyor. Bilgisayar,  uygulamadan sonra mimari tatbikinin nasıl yapılması gerektiği konusunda pratik bir yardımcı o kadar. Çünkü metrekareler düşünüldüğünde, bu taşları tek tek yere dizerek tüm duvarı oluşturamıyorsunuz. Ancak bilgisayar onları yan yana koymanıza yardımcı oluyor ve çıkan eseri daha net bir gözle tetkik etmenizi sağlıyor.

Taşlar belirgin bir kompozisyon içinde veya tek tek her alanda kullanılabilir; ancak mekanın genelinde değil de tek bir bölgesinde kullanmak daha iyi sonuçlar verir. Örneği şömine üstleri, sütunlar, merdiven boşlukları, antre-giriş bölümleri, banyonun bir duvarı gibi. Zaten ben de bir mekana baktığımda bu konuda öneriler getirebiliyorum. Bunun dışında, yapılan tek bir taşın çerçevelenmiş halleri de bir tablo gibi kullanılabiliyor.

Her şey çaba ve konsantrasyon ile istenilen seviyeye gelebiliyor. Bunun için de yeterli bilgi ve donanıma sahip olup onu iyi bir sekilde damıtmanız ve sonucunda özgün bir tarz elde etmeniz gerekiyor. Genel haliyle bakıldığında bu, ülkemizin bir problemi. Hiçbir şey hakettiği uzun soluklu yolculuğa dayanamıyor. Örneğin biz taş konusunda dünyanın en iyi kaynaklarını barındırıyoruz. Çini sanatı denilince yine dünyada eşi benzeri olmayan bir değere sahibiz. Ancak bunlar dünyada halen bir marka, pazarlama değeri yüksek bir ürün olarak algılanamıyor. Nedeni aslında basit: Değerlerimizi bir markaya, pazarlama ürününe dönüştürme refleksine sahip olmamak ve bu değerleri geliştirmek için uğraşmamak, kendi içimizde tıkanıp kalmak… Sorun sadece sanatta geçerli değil, hemen her sektörde aynı sıkıntı, aynı hazırcılık söz konusu. Bu da rekabette İtalya gibi ülkelerle aramızda gerek sanat, gerekse sanatın pazarlanması konusunda ciddi farklar yaratıyor. Dikkat edin, orada bir küvetin, bir sandalyenin veya bir parça seramiğin bile altında kişi adı ile geçen sanatçı imzası yer almaktadır. Bu, o parçanın değerini misli misli artıran, pazarlandığı ülkelerde artı değer sağlayan ince bir nüanstır. İnsan böyle çabaların içine girince, bu farklılıkları daha iyi değerlendirebiliyor.

Bu da benim amaçlarım arasında yer aldı. Yani bir başlangıç noktası. Benim gibi veya benden farklı ama özgün işlerle uğraşan daha çok insan olmasını arzu ediyorum. Bu zenginlikleri iyi tanıyan, tanıdıkça öğrenen, yeni yorumlar, zenginlikler katan insanlar olmasını hayal ediyorum. Tabii ki zorlukları var; ama bu yola baş koyacakların şunu da bilmesi gerekiyor… O da, sadece kendi yolunda yürüyüp başarmanın verdiği benzersiz mutluluk… Zaten herkesin aradığı biraz da bu değil mi?

Tarihin yol alan ve durmadan değişen, gelişen medeniyetlerinde birbirine benzeyen-birbirini anımsatan veya birbirinden etkilenen birçok çizgi var. Tıpkı kullandığımız diller gibi. Düşünsenize, şu an Türkçe olarak kullandığımız dil çok eski çağlarda Moğollar tarafından kullanılıyordu. Oradaki bir çok kelime, şu an Türkçede kullanılan kelimelerle aynı. Bu iç içe geçmişliğin bugünle de ilgisi var. Çok eskilerde kavimler batıya doğru ilerledikçe birbirlerinin içine girmiş ve birbirlerinin kültürlerini, sanatlarını kendi anlatımlarının içine almış ve değişime uğramışlardır. Şimdi ise global dünya dediğimiz, tamamıyla bütünleşmiş bir dönem yaşıyoruz. Bu, aslında sanatta yepyeni yorumların, etkilenişlerin de dönemi. Bu etkileri resimde, grafik sanatında, moda ve müzikte açıkca görmek mümkün. Ve işte bunlar da taş sanatı için bir ilham kaynağı olabilir. Geçmişi ve bugünü global bir yorumla tekrar hayatın içine sokmak. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Kötümser olmamak kaydıyla, dünyanın bir tükeniş dönemi yaşadığını düsünüyorum ve bu tükenişle birlikte eskiye keskin dönüşler olduğunu da söyleyebilirim. Yeni, şaşırtıcı diyebileceğimiz bir şey yok… Her şey tanıdık, her şey bir öncekinin gelişmiş versiyonu… İcat, buluş artık yok! Bunu sanatta, siyasal alanda da görmek mümkün… Tüm bunlarla birlikte manevi değerlerde de bir yükselme devrine girdiğimizi görebiliyorum. Tabii bunların hepsi belki de insan ömrüne sığmayacak kadar uzun süreçler; ama araştırdıkça ve karşınıza belirgin örnekler çıktıkça, yarını az çok kestirebiliyorsunuz.

Peki tüm bunlar niye?

Aslında tüm bunlar uzun bir yolculuk olan reklamcılığın bana armağanı. Bir bakış açısı. Aslında birçok meslektaşımın içinde taşıdığı sessiz bir isyan. Tüketim toplumunun en eleştiriye açık mesleğinin size zorla düşündürttüğü bir gerçek.

Benim için de öyle oldu. Bir gün geldi, hayatıma baktım. Dostluklara baktım. Hayat içinde ne için koştuğuma tekrar tekrar baktım ve şu sonuca vardım:

Hayat bize çok da şans tanımıyor aslında. Bir yolculuğa çıkıyoruz ve o mücadele içinde odağımızı, benliğimizi yitiriveriyoruz. O düşünce yapısına, o rekabete, o jargona uygun insanlar, mekanlar, yükümlülükler arasında kayboluyoruz. Ama kazanım dediğimiz şey işte bu sürecin sonunda kendimizle yüzlestiğimiz anda geliyor. “Ne yapıyorum ben?” sorusu kafanızın içinde durmadan çınlıyor… Aslında bir nevi depresyon bu. Bundan önce yaptığınız şeye karşı isteksizleşmek, hırçınlaşmak, arayışlara girmek ama bir türlü karar verememek. Depresyon da bildiğim kadarıyla insanın karar verme yetisinin kaybolması ile ilgili bir durum. İşte ben de bu süreci yaşadım. Kalabalıktan biraz uzak ama kopuk olmayan, kalıcı değerleri olan ve arkama baktığımda – evet, yaptım. Başardım – diyebileceğim bir hayatı hayal ettim. Yeni taşındığım evde bahçedeki ağaçların dibini süslediğim taşları renklendirerek ve desenleyerek uyandım ve bu çalışmaların gelişimi, hep sevdiğim bir yöntem olan okumak, araştırmakla oldu. Bugün de bunları sizinle konusabilecek, anlatabilecek bir duruma geldim. Güzel bir hobinin ötesinde bir yaşam kültürü biçimi oldu benim için. Ama bilinmesi gereken bir şey var. O da bu yolculukta alçakgönüllü olmanız gerekliliği… Çünkü emek verdiğiniz iş aslında yüzyılların, inançların, felsefelerin, binlerce sanatçının ve yaşamın bugüne armağanı. “Ben biliyorum” diyemezsiniz. Küçük bir alıntı ile tarif edeyim.

-Vav İslam felsefesinde ve sanatında çok önemli bir yere sahiptir… İnsan Vav şeklinde doğar, biraz doğrulunca kendisini Elif sanır. Oysa insan iki büklüm yaşar ve en doğru olduğu gün ise ölmüştür. Vav Kainat, Elif Kainatın anahtarıdır! Bugünün yaşam felsefelerine uyarlamak gerekirse Vav, alçakgönüllü bir yaşamın huzurundan ve alçakgönüllüğün, sabrın ve inanmanın ödülünden bahseder bize… Belki de bu yüzden yaptığım şeye inanıyorum; cünkü bana her gün yepyeni bilgileri öğrenme fırsatı veriyor, sabretmeyi öğütlüyor sessizce… Ve ortaya bir eser çıkıyor! Bu işi bana tarif et deseniz, size “kalıcılığı olan, dingin ve özgün bir yaşam” diyebilirim. Çünkü bunu “ ben iyi yaşadım” diyebilmek için yapıyorum !

not: Taş ile birlikte reklamcılığa devam… Böylelikle taş gibi reklamcı mı olmuş oluyorum::))

Argün ALBAYRAK

Vav*: Arapça’da bir harf (v). Allahın Vahid olan adı. Birliğin simgesi… Bir ceninin anne karnındaki şekline benzer. Bu yüzden insan vav şeklinde doğar denilmiştir. Ebced hesabında 6 rakamına denktir ve imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir. Aynı zamanda iki cümleyi veya özneyi bağlayan bağlaç (ve) tır. Hat sanatındaki en özgün uygulamaları Bursa Ulu Camii’ndedir.

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: