YARATICI BAKIŞ HAYAL Mİ, EVRENSEL BİR MUAMMA MI ? ( 1.Bölüm )

Daha küçük yaşlarda insanın yol haritası belli oluyor. Toplumların,  jenerasyon üretiminde onları sağladıkları şeyler sınırlı… Toplum bilinci, saygı, oku da adam ol, bir kaç iyi kitap ve muhtemelen yanış bilgilerle dolu okul kitapları (Tarih)… Bu temellere dayanan jenerasyonlar için Jules Verne’in hayal dünyası, Küçük Prens, Einstein, eski çizgi karakterler, Nasreddin Hoca ve buraya sığmayacak kadar çok şey vardır. Bunlar çok şey ifade ediyor…

Yaratıcılık kavramını burada biraz farklı değerlendirmek gerekir. Yaratıcılığın algı yönetimi açısından önemiyle başlamak yanlış olmayacaktır. Tüm bilgi ve görsel bombardımanlar sizin bu bombardımandan nasıl sağ çıkacağınızı gösterir. Yani bu olaylardan kendi hafıza tortunuzu oluşturan değerler bütünü… Bu değerler bütününe fizikte de 1950 li yıllarda kanıtlanmış bir bakış açısı var aslında. Deriz ya; Benim gördüğüm şey o değil diye! Öyle bir şey…

Ev balkonumun sağı ormana, sol tarafı binalara bakıyor. Hangi yöne oturacağım, nasıl bakacağım bana bağlı… Yer aynı, içindeki atmosfer aynı, üstünde durduğum balkon aynı. Tek değişken benim ve seçimi ben yapacağım. Orman mı, beton mu ? gibi…Elimde bir brief olsa;  iki ayrı manzaraya bakarak yorumladığım sonuçlar aynı olamaz…Biraz daha genişletirsek bu seçimde beton rasyonelliği, orman emosyonel bakış açısını temsil eder ve birini seçersiniz…Diyelim ki ormanı seçtik. Manzaraya derinlemesine bakarsam, ağaçların sallanması, üstünden uçan bir kuş ve derken belki de çakan bir şimşek size bir hikaye oluşturur, bir tabloya dönüşmeye başlar. Tüm bunlar şunu, sanki formülize edilmiş yaratıcılığı açıklar gibi. Çünkü Yaratıcılık bir buluş değil, üst düzeyde geliştirilmiş bir bakış açısının harmanlanarak basite indirgenmesinden ibarettir… Tüm ilim adamları bilirler, Einstein her fırsatta Tanrıyı anlamak için çalıştığını vurgulamıştır… Bunun içinde hayata karşı olan gözlemlerini bir çocuk gibi, farklı noktalardan ele almaya özen göstermiştir… Einstein derken, reklam yaratıcılığı yapanları onunla kıyaslamak gibi bir şey yapmıyorum:)

Bir ajansta yaratıcı grup başkanlığı yaptığım sırada, yaklaşık on kişi toplandık ve beyin fırtınası denilen toplantıya oturduk. Saatler geçtikçe of’lar, puf’lar arttı. Tabir i caizse tıkandık: Konu bir bankaydı. Briefte geçen bir ‘ ev ‘ sözü ( ki bu kelime biref içinde bir satış önermesi içermiyordu) ışığı yaktı. Tahtaya iki ev resmi çizdim. Biri küçük bacası tüten bahçeli bir ev, diğeri ise büyük bir villa idi…Herkesten bu resimlere bakarak aklına gelen ilk beş şeyi yazmasını istedik.

Sonuç, on dakika içinde akıl almazdı… 30’dan fazla slogan ve onlarca senaryo bir çorap söküğü gibi çıktı. Hepsi birbirinden farklı ve anlamlıydı… Küçük ama mutlu, büyük ama fakirden tutun da Küçülürken büyümek gibi kavramlara kadar her tür yaklaşım ( Bakış açısı ) vardı… Bu örnek aslında şunu gösteriyor. Ajans içinde yaratıcılık  doğru yönetilmesi gereken bir havuz… Bireysel yaratıcılık ise ancak ilmi tarifi hakeden bir iç disiplini yönlendirebilme kabiliyeti….

Bir çok etken bu durumu oluşturabilir. Bir konferansta dinleyip etkilenmiştim… Bir yaratıcı direktörün reklam yazarı seçimi ve bakış açısı:

Görüşmede çocuk;  Diyebileceği çok bir şeyi, hikayesi olmadığını ancak çocukluğundan üniversite hayatına kadar yalnızlık içinde geçtiğini belirtiyor ve; o yüzden her sıkıntımı kendim aştım, yalnız kaldığım için bir çok oyunun hayallerini kurdum. Kimse doğruyu bana anlatmadığı için bazen çok korksam da herşeyi kendi bakış açımla çözdüm. Diyor . Yaratıcı direktör çocuğu işe alıyor… Reklamda böyle şehir efsanesi tadında çok leo burnett kokan hikaye vardır ama bu meslekte zaten çok basit şeyleri bile efsaneleştirmek yok mudur?

String teorisi diya adlandırılan çok kapsamlı bir konu var. Asında fizik tarihinin mozaikleşerek büyümesi ve geldiği son noktada kuantım teorilerine de içine alan felsefi bir bakış açısı bu. Anlatması da anlaşılması da zor… Çok zor. Çünkü insanoğlunun anlamını bulması ile parelel bir imkansızlıklar teorisi gibi… Ancak bir hayat yaşıyor ve bunu kendimize göre yorumlamaya çalışıyoruz. Ben de bu teoriyi kendi anlayışıma göre bir yaşam formülü olarak düşünmeye çalışıyorum.  Yaratıcılık bunun neresinde diyebilirsiniz. Ben bakış açısı değiştiğinde, değişen bir dünya kavramı diyebiliyorum sadece… Ancak fizikçilerin her buluşun ardından saplanıp kaldığı yepyeni sorular ve boyutlar var. Bu mesleki anlamda da irdelendiği zaman yaratıcılığın, bir iç disiplin şeklinde gelişen ve sorgulayan bir yapı olduğunu ortaya koyabilir. Kendimizi bir atom parçası olarak düşünürsek: Proton ve nötronların bir arada yapışık olduğu bir varlık olduğumuz kanıtlanmıştır. Konu bu yapıtaşlarını bir arada tutan nedir sorusu..?. Yani yapıştırıcı ve şekillendirici güç… Bu bir tür enerji kavramı. Büyüklerin dediği gibi: Güç senin içinde. Tercihlerin seni sen yapan bu enerji… Evrende tek ve eşit olan bu hüküm zincirinin  bir halkasından ibaretsin. Ancak konu yaratıcılık olduğu zaman aynı atom tanesinde olduğu gibi, bakış açını ve hayattan beslenme modelini değiştirebilir, boyutlardan boyut seçersin. Bu yaratıcı zekayı yönlendirme isteğini açıklar.

Bilgi, aslında içgüdülerinle tercih ettiğin boyutta yaşamana olanak verir. Bu boyut, senin değer yargılarınla, bilginle var oluyor. Sen; Senin yaşadığın üç boyutlu algında bir maddeye dönüşüyorsun ve görünür hale geliyorsun… Orada var olmak ancak senin bilgini içgüdülerinle yoğurarak enerji açığa çıkarabilmenle mümkün. Bu enerji , senin etrafında ( sosyal ) etkileşime uğruyor ve ya kabul görüyor, ya da çıkartılıp atılıyor… Başka boyutta yaşamına devam ediyorsun. Yok olmuyorsun… String Teorisi bu boyutlar içindeki gezintinin bir kaosu andıran tesadufi çarpışmalar olduğunu söyler ve formülize etmekten çekinir. MAYA literatüründe: Tesadüflere inan sözü acaba bunu mu anlatmaya çalışıyorduJ

Dolayısıyla görünen şu ki bu hayat denen gizemli düzlemde, biz de yerimizi korumaya, değişken atomlarla etkileşimimizi sağlamaya çalışan bireyleriz. Bunların bütünü dünya algımızı yaratıyor gibi… Bu çıkmazlar fanusunda yaratıcı insan;  bakış açısını, içgüdülerini sabit tutarak değiştirebilen ve bunu bir bilgiye, formüle dönüştürebilen insan sonucuna uyuyor !

Reklamda yaratıcılık ta böyle bir şey; Etkileşim içinde bulunduğun herşeyi bir bakış açısıyla yönlendirmek, davranış biçimini ve boyutunu değiştirebilmektir. Yani formülü, yaratılış meselesini hem fiziksel, hem de felsefi olarak açıklamaya  ancak yaklaşacabileceğiniz bir muammadır bu.

Bunlardan yola çıkarak diyebiliriz ki: Hayata ne kadar çok bakış açın varsa o derece farklı boyutları keşfedebilirsin. Merkezdeki yerçekimini reddetmeden. O merkez sensin çünkü… Devam edecek

Argün albayrak

Kaynak: http://video.google.com/videoplay?docid=-5784210721260235608&hl=tr# (1. bölüm…3 bölümden oluşur )

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: