Kültür Kodları ( Davranışsal DNA’mız ve toplumsal içgüdülerimiz )

Konuya Prof.Dr. Orhan Türkdoğan diyerek başlayacağım. Kendisi Türkiye’nin sessiz bilim adamlarından. Bir Sosyolog. Uluslararası çapta bilinirliği, yayınları ve araştırmaları var. Önemli olan şu: Sn. Türkdoğan KÜLTÜR KODLARI konusunu 80 öncesinde yayımlanmış araştırmaları, kitapları ve konuşmaları ile Türkiye gündemine ilk sokan kişi. Bir sosyoloji ilmi derinliğinde olmasa da tarifi şu: Bir toplumun Irk mı, Toplum mu veya yüklenmiş kimik—sizlik mi olduğunu tarif eden bir bilimsel sistematik. Tarih, izlediği yolllar, dil, din ve dağılımlarını inceleyen bir konu. Kısaca, toplumun davranış DNA’sının şifreleri. ( Sn. Türkdoğan 80 sonrası nda malum konulardan yargılanmıştır). Yani tam 40 yıldır bu ülkenin gündemine.

Bunu şu yüzden anlatma ihtiyacı duydum. Bu ülkenin bilim adamları ile en gelişmiş ülkelerdeki bilim adamları arasında bir yeterlilik farkı yok. Sadece şu fark var. Onlar biligi üretime çeviriyor, biz ise gömüyoruz. Yani gerçek bilgi toplumun dirliğine, düzenine veya tüketimine sunulamıyor. Bunun yıllardır süren sonucu olarak toplumsal DNA’mız bozuluyor, delik deşik ediliyor. Bu bilinçli bir yeni dünya savaş taktiği ve bu savaş bu topraklarda derinden ve sinsice devam ediyor.

Bunun mesleki tarafı benim uzmanlığıma girdiği için yıllardır çok ilgimi çekti ve bu konuda çok bağırdım. Niye bağırıyorsun be adam: Senin canım ülkem diye delik deşik edilmiş kodların artık bunu anlayamaz ki… Kültür kodları sözüm ona araştırmalar gibi değil. Bir toplumun röntgeni niteliklerini sıfır hatayla raporlayabilen bir sosyolojik bütün. Başlı başına bir alan… Yabancı Yatırımcı lar Türkiye’ye yatırım yapmadan önce, markaları yatırımları, yatırım biçimleri ve tüm zamanlar stratejileri konusunda  böyle bir röntgeni inceliyorlar. Topluma enjekte ediliş biçimleri çok net ve bilinçli. Mc Donalds Türkiye’ye geldiği ilk dönemlerde henüz dna’mız bozulmadığı için kendini anlatmak konusunda çok çabalar sarfetti. Leo Burnettin o dönem yaratıcıları bu günleri hatırlayacaktır. İlk geldikleri zaman Taksim’deki mekan sosyetenin uğrak yeri olmuştu. Sosyete Mc Donalds’ta…Nasıl ama! Tabii her zaman ki gibi halkım da olayı camların dışından izledi.

Sonra bu yatırımlar, markalar gelmeye devam etti, yabancı isim ve tabelalar arttı. Cümleler değişti, kıyafetler değişti… Ve son bomba patladı. Toplum öylesine deformasyona uğradı ki;  Artık Banvitin tavukları gibi yaşadığımızdan habersiz, civcimizden habersiz fileto mu olsak yoksa but mu onu düşünüyoruz. Pink Floyd yıllar önce haykırmıştı The Wall albümünde ama biz o şarkılarda dans etmeyi tercih ettik… Syarbucks örneği dramatiktir. Neredeyse sıfır reklam yatırımı ile topluma sızdı. En doğru noktalarda mantar gibi bitti ve çöreklendi hayatımıza. Kültürel kodlarımızdaki domino taşlarından biri daha gitti…Medya da yaşam biçimi pompalamak konusundaki görevini eksiksiz yerine getirdi ve yabancılaşma artık Türkiye’nin DNA’sında tanımlanabilir bir tortu oluşturdu.

Bakıyorum da sektörümde toplantıların yüzde doksanı ingilizce. Teknik jargonun tümü ithal… Sunumlar ithal, duygular ithal ve en kötüsü bakış açımız dahi ithal… Ben kendimi korumaya çalışıyorum. Konsept yerine kavram, presentasyon yerine sunum, kreatif yerine yaratıcı ve strateji yerine yol haritası demeye özen gösteriyorum. Fakir için bir dala tutunmak, bir parça kuru ekmek bile yetiyor işte. Ben de bu temellerde fakir kalmaya razıyım.

Bunlar yetmiyor çünkü sektörüm sempozyumlarında yabancıları tercih ediyor. Yayınlarım da öyle. Bir Marketing Türkiye ve bir de Media Cat var.::J)) Anladınız değil mi! Bu barda herkes arkadaşın ama malesef sen yabancısın dostum. Kendi ülkende bir yabancı. Müslüman mahallesinde olsan olsan bir salyangoz olursun denildiğini hissediyorum…

Bu kütür kodları meselesini geçenlerde araştırdım. Bu sözleri edenler var. Ama gelin görün ki onlar da hep copy paste zihniyetli, ithal varoluşların ithal papağanları gibi.. Yurtdışında çıkan, pazarlama odaklı kültür kodları kavramını tekrarlamaktan başka bir özellikleri malesef yok. Etkilenip dillendirdeki ise Dr. Clotaire Rapaille tarafından kaleme alınan “Kültür Kodu”,adlı eseridir. Dr. Clotaire Rapaille kişileri ve toplumları yönlendiren kodların tanınmasına, açıklanmasına ve kullanımlarına ilişkin bilgiler vermektedir.  Yani kısaca bunu, mesleki ilgi alanlarının içine son dönemde alanlar 1970’lerde Türkiyesini, bilim adamlarını ve emekleri bilmeleri gerekir. Hem de çeviri yaptırıp da yayımlatmak zorunda kalmazlar. Ve daha da önemlisi kelime anlamı olarak anlaşılabilir ancak methot olarak bilimseldir. Öyle swot soslu positionig’lerle olmaz bu keşif. Önümde medya kedisinin yayınları var ve hepsi de yabancı bir isme ait. Yani iyi çevirmenleriz ama artık dolap çevirmek yazık ediyor gerçeklere.

Oysa şu hala yapılabilir. Farklı uzmanlardan bilimsel bir kurul çalışması oluşturulabilir ve kültür kodu gerçeğimiz tüm zamanlarda incelenmiş raporlar olarak analiz edilebilir. Bu kurula da duayen Türk bilim adamları öncülük eder. Bir düzenlilik eşliğinde bir bilgi ürününe dönüşebilir. Reklamcılık Vakfı veya bir komuta merkezi de asli gündemine oturtur bu konuyu. Araştırma sonuçları neyimize yetmiyor! Diyenleri duyar gibiyim… Konumuz odeğil ki…Kültür kodlarımız ! Bir de Sn. Üner TAN konusu var… Dünya literatüründe Üner TAN Sendromu olarak geçer… Lütfen araştırın. Orhan bey de Üner bey de araştırılmaya değer ve inanamayacağınız sonuçlarla çıkacaklar karşınıza…

Argün albayrak

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: