Dil alanlar…dillendirenler ve dilsizler: (Osmanlı Tarihinden)

Osmanlı tarihinde rastladım dil alanlar tabirine. Dil almak bir istihbarat deyimi. Yani o dönemlerde öyle kullanılıyor. Padişahın bugün ki gibi techizatı olmadığı için uzak yerlerin kontrolü dil alanlarca padişaha iletiliyor. Yazılı olarak ve yeminli haberciler vasıtasıyla. Bu dil alanlar iki tipte oluyormuş. Biri yöre halkın mensubu diğeri ise göderilip oraya yerleştirilmiş şahıslarca teşkil edilen bir düzen. Bu dil alanlara da ciddi akçeler ödenirmiş vakt i zamanında.. Bu uzak diyarlarda işler ters gitmeye mi başladı ? Dil alanlar padişah emriyle tekmil düzen ifşasına girişirler ve planlar kurgularmış. Bu düzenin tüm vilayet genelinde bahis konusu haline getirilmesi için de bunu birilerinin dil alan komutasında dillendirmesi şart imiş. Dillendirme meselesi için kıraathanelerde bir dillendirenler mesaisi tüm gün devam edermiş… Çünkü her saat ayrı ayrı gelenlerin tümüne bunu anlatmak böyle bir mesaiyi gerektiyormuş.

Kıraathane sahiplerinin bu dillendirrme esnasında vukuu bulabilecek olayları, kişileri gözlemleyen zat olması nedeniyle il valileri tarafından görevlendirildiği de bilinmektedir. Çünkü bilgi toplama mevzuatı açısından en değerli bilgi onlarda toplanırmış. Kim geldi, kaçta geldi, nereden, ne tepki gösterdi, sonra ne yaptıklarının tüm bilgisi bu zat ı muhteremde toplanırmış… Mesnetsiz konularda oluşabileceklerin önüne geçmek için şehrin gezenti habercileri: Duyduk duymadık demeyin… diye başlar ve padişahın veyahutta Vali’nin iletilerini dillendirirmiş… Ne idüğü belirsiz dllerin tezahür eylediği safsatalara kulak asmayın diye bağırarak ortalığa sükunet hakim eylerlermiş. Dil alanlar vilayetin asgari ihtiyaçlarını karşılayan ancak meyhane ve kıraathane kültüründeki sandalyelerinde daim olan kişilerden seçilirmiş. Örneğin Marangozluk, Berber gibi kişiler daha makbulmüş çünki oralara herkes ihtiyaç duyar ve kullanırmış. Böylece dil alan çok daha yaygın bir kitlenin ortasında olurmuş ve küçük esnaf olarak kabul gören biri olduğu için de  kimse toz kondurmazmış…Bu tip noktalar önemli. O zamanlar berber ismi Hallak imiş. Hallaklar çocukları sünnet eder, hacamatın her türlüsünü yapar, sülük tutar ve dişçilik te yaparmış. Hal böyle olunca zat ı hallak vilayette önemli bir kimlik olsa da Dil Alma vazifesini saklı tutarmış… Atlı habercilerin de vilayete böyle bir hususta getirdiği gizlilik gerektiren fermanı veya götüreceği mevzuatı için önceden bir yorgunluk atmak sebebiyle hallak’a uğrayıp sakal aldırması bu sebeptendir. Sakal Atma deyimi de buradan türer. Bilgi karşılığı para demek yanlış olmaz. Atlı habercilerin bir görevi de hemen dönemk yerine bir kaç gün kalarak fermanın halk içinde yarattığı etkiyi görmek ve tasdik etmekmiş… Padişah fermanının Dil alan kişi dışında nasıl tezahür ettiğini bu haberci vasıtasıyla öğrenir, sağlamasını yaparmış… Ala derse ne ala… demezse ne duruyorsun hala… Tez gidile mevzu kökten halledile diye ferman buyurumuş !

Dilsizler ise bildiğimiz gibi tüm dönemler boyunca değişmedi: Bağırsalar kafa gidecek, bağırmasalar özgürlük.. Onlar ağzı var dili yok Halk imiş…

Paylaşmak istedim. Konu çok daha derin vukuatlarla, olayları çıkarma biçimleri ile ve kişilerle renkleniyor.. Okunması keyifli bir istihbarat ve provakosyan tarihi bu.

Argün albayrak

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: