Yüzü örtülü cariyelerin sessiz yaşamları ve Çıplak NİLİ Gerçeği:

Konuya Harem ve saray halkından başlamak yanış olmayacak. Kafam çok karışık. O yüzden araştırdığım, okuduğum bazı eserleri de referans olarak kullanmak bir anlamda beni de, okuyanları da rahatlatacaktır…

Medeniyetler tarihinin son döneminde Avrupa, Asya ve Afrika üçgeninin yönetimi Osmanlı egemenliği altında idi. Bu savaşlar dönemi öncesindeki durum. İstanbul ve bağlı ülke (valilikler) ile olan ilşkileri ise ancak tarihçilerin belgelere dayandırarak ortaya koyduğu gerçeklerle açıklanabiliyor. Birey olarak, şu gelinen durumun röntgenini ancak böyle çekebiliyor ve ona bağlı olarak inanabiliyoruz.

Harem, Osmanlının en büyük zaferi sonrasında oluşturulan bir olgu. Yani Fatih’in İstanbul fethi sonrasında kuruldu. Kültür Bakanlığının 1973’te yayımladığı kronojik belgelere dayalı TÜRK DÜNYASI EL KİTABI bu konuda ki muazzam bir bilgi hazinesi.İnternette bulunması ve incelenmesi mümkün değil. İlgilenenlere tavsiye ederim.

Harem ve Mahrem Arapça kökenli kelimeler. Mahremiyet olgusu ise halen geçerliliğini koruyan, hukuk kitaplarındaki yerini almış bir kelime. Korunmak, Değerli olanı muhafaza etmek anlamında kullanılıyor. HAREM olgusu Fatih döneminde bir üniversite olarak kuruluyor. Sadece kadınların eğitildiği ve korunduğu bir saray kurumu. Valide Sultanın başöğretmen sıfatıyla yer aldığı Harem’e 5 ve 16 yaş arasındaki kızlar kabul edilirmiş ve eğitimleri de zamanın Türk müziği, örf adet bilgisi, Tarihi bilgisi ve dini gelişim konularındaki üstadlar tarafından verilirmiş. Harem bilinen rakamlara göre 500 kişi civarında imiş. Padişahın zevk ül sefa köleleri gibi anlatılan Harem aslında bu niyet çerçevesinde teşkil edilmiş bir okul niteliğinde.

Harem’i gezenler bilirler. Her yerinde hat sanatının inceliklerini görebileceğiniz Ayet i kerimelerle dolu bir yerdir. Ancak biri var ki o çok önemli bir hat uygulaması. Üzerinde bir ayet var ve der ki:

“Allah kendisine hükümranlık verdi diye (şımarıp azarak) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi?”

Ancak dönemin ziyaretçi ve kendi hallerinden şikayetçi elçileri, ülkelerine dönüşte tuttukları kayıtlarda: Padişah beni şöyle ağırladı, emrime en gözde cariyelerini vererek zevk içinde zaman geçirmemi sağladı… şeklinde olmadık hikayeleri gündeme getirmişlerdir. Şu konu doğru: Cariyeler belirli bir eğitimden sonra padişahın ve şahitlerin yani çalışanların olduğu ortamlarda, misafirlerin keyif almaları için Türk müziği icra eder, kapalı kıyafetlerle raks ederlermiş… Ancak bu konu davetin bir parçası imiş ve bununla sınırlıymış…

Padişahın bu cariyeler ile cinsel ilişkiye istediği gibi girmesi de başka bir Avrupalı safsatasıdır. Araştırdığım örneklerden birinde şu kurala rastladım: Padişah eğer sarayda ve çevresinde gezintiye çıkacak ise mutlaka ses çıkaran özel bir takunya giyermiş. Bunun sebebi ise gezerken ses çıkartması ve cariyelerin kendisine görünmemesi içinmiş. Bir bilinen yanlış ta harem’e girenlerle ilgili. Padişah ve Valide Sultan dışında kimsenin girmesine izin yok. Sadece bir olay vukuu bulduğunda Harem Ağası ve/veya doktorların girme izni var. Yani harem Ağası kavramı Padişah adına görev yapan bir nev i namus bekçisi ve dirlik düzen koruyucu aslnda.

Cariyelerin zaman içinde mertebe alması, gözde olması da sadece Valide Sultan ile Padişah kararıyla olabilecek bir husus. Onlar dışında tüm cariyeler aldıkları eğitimdeki başarılarına göre farklı görevlerde bulunmakla yükümlü imişler. Gözde cariyeler ise bu mertebe ile ve sayıları dördü geçmeyecek şekilde padişaha yaklaşabildikleri bir gerçek. Bu husus bir cariyenin Valide Sultan olmasına kadar devam eder. Yani bir sonraki Padişahın Annesi Valide Sultan olarak Haremin başına geçermiş.

Bu; dışardan gözlemlenen Harem ie ilgili doğrular olsa da işin bir boyutu daha var: Haremin içinde yaşananlar !

Bu konu hiç bir zaman içinden çıkılamamış bir konu  gibi çünkü içerdeki güç savaşları, zehirlemeler, kavgalar ve padişahın gözüne girebilme süreçleri masallara bile konu olabilecek nitelikte. Bunlar dışarıdan baktığımızda masum kadın kavgaları gibi görünse de bilhassa KÖSEM Sultanla sembolleşen bir yönetim ve siyasi kavgada iktidar mücadelesine dönüştüğü belgelenmiştir. Farklı toplumları barındıran Osmanlı topraklarında, Harem’e seçilecek olan genç kızların bilhassa farklı valiliklerden gelmesinin bir çok farklı nedeni var. Ancak konu dünyanın bugününü çok yakından ilgilendiren ‘ NİLİ ‘ konusu… Bazı tarihçiler NİLİ’yi ilk organize Yahudi istihbarat kurumu olarak görür ve ‘İsrail Harem’de kuruldu’ denir. Bu işin fantezi boyutu olsa da NİLİ İstihbarat teşkilatinin Harem’e de sızdığı bir gerçektir. Sürecin başlangıcı ilginç. 1492’de İspanyadan sürülen Yahudiler Osmanlıya sığınmak ister. Aynı şekilde Rusların da 1880’lerde Yahudileri kovdukları tarihte belgelenmiştir. Osmanlı sultanlığı içinde bu yahudilerin İstanbul’da önemli görevlere getirildikleri de bir gerçek. Daha da önemlisi yahudilerin Osmanlı’dan bir devlet istemesi meselesi. Oraya geleceğiz!

Bu dönemde Yahudi kızların Harem’de çıkardığı huzursuzluklar bilinir. Yahudi kökenli göçmen harem kızlarının içerde örgütlendikleri, diğer azınlık kızlarını Valide Sultan’a karşı kışkırtmaya çalıştıkları ve Padişah’a yaklaşarak yatak odası sohbetlerinde beyin yıkamaya çalıştıkları ve sonucunda saray kararı ile ya sürüldükleri ya da öldürüldükleri söylenir. İlginç yanlarından biri de harem kuralları gereği herkes işiyle ilgilenir, kendi aralarında işleri dışında konuşmaları makbul sayılmazdı. Düzenli olarak bir araya gelip eğlendikleri tek yer ise cariyeler hamamı idi. Hep birlikte yıkanır, eğlenir ve yer içerlerdi. Burada ki serbestlik zaman zaman dedikodulara, kavgalara sebep olurdu. Kadınlar hamamda nasıl bayılır hikayesi de buradan çıkmış. Tartışma esnasında biri bundan korkacak olursa veya işin büyümesini engellemek amacıyla bayılma taklidi yapar, ilgiyi başka yöne çekerdi. Bu da ağırlıklı olarak Valide Sultan tarafından yapılırmış. Bu yaparak kızların ne yapacağını, kimin yardım edip etmediğini, kimin uzak durduğunu kontrol edermiş…

Gelelim Yahudilerin Osmanlıdan devlet istemesi konusuna. Zaman geçtikçe saraya yakın yahudiler hakikatli mevkiilerde yer aldılar. Esnaf teşkilatlarında önemli birliktelikler kurdular ve etkinleştiler. Bir çoğunun ticaret yanında farklı zanaat sahibi de olmaları vesilesiyle saray yaşamına ve kararlara önemli katkıları olduğu bilinir. Bunlardan biri ilgimi çekti. O da şu: Yahudi önde glenleri bu süreçte Valide sultana ve kulaklar vasıtasıyla gözde cariyelere yakındılar. Padişaha onlara iletmesi için renk renk giysiler ve takılar verdikleri kayıtlarda var. Bu münasebet zamanla da gelişen bir hal alıyor. Hatta bu hediyelerin ve harem içi düşüncelerin kavgalara, gruplaşmalara sebep olduğu da su götürmez gerçeklerden….’Bir erkeğin sana hayır demesini istemiyorsan kadınını baştan çıkarta mantığı’ bu olsa gerek. İşte bu güç dengelerinin tam da tortulaştığı dönemde devlet isteyen Yahudilere padişah Makedonya’yı adres gösterir. Ancak Filistini isteyen Yahudiler ticari bir takım sebeplerle küçük gruplar halinde Filistine gitmeye ve yerleşmeye başlar. Toprak edinmek zorunda oldukları için de İngilizlerin el altından onlara para vererek toprak almalarını sağladıkları biliniyor. Bu Filistinin tümüne yetmediği için de Osmanlıya karşı bazı oluşumlara girdiler. Tüm bu oluşumların Padişah tarafından hissedilmemesi için yazılan bir çok harem hikayeleri vardır. Bu dönemde yahudilerin çok az bir kısmı olup bitenden habersiz İstanbullu birer vatandaş hayatı sürdürdü.

Hareme giden hediyelerin en büyük özelliği ilk kez bu ortamda çıkar, hırs ve ayrıcalık kavgalarını başlatmış olmasıdır. Bunun ne hale geleceği ve parçalanan Osmanlının kalbinde nasıl bir yaraya dönüştüğü bilinir.

NİLİ de tam bu dönemde Filistin’de bağımsız bir İsrail için atılan ilk istihbarat kökenli oluşumdur. İngiliz ve Amerikan vatandaşlığına ilk giren Yahudiler NİLİ teşkilatının başlangıcını oluşturur ancak bunu kuran aile Romanya’dan İstanbula sığınan  ‘Aaronson’lardır. Zaman içinde aile İngilizlerle bir işbirliği anlaşması yapacak ve otuz yıl süren bir dirayetle Filistini İsraile çevireceklerdir. Buna en büyük katkı da beyinsiz arapları Osmanlıya karşı kışkırtan meşhur İngiliz ajan Lawrence’dır… Şimdi burada sıkı durmak lazım. Çünkü o da şu: Filistindeki ve kritik karar noktalarındaki Osmanlı subaylarının sindirilmesi için, zayıflatılması ve islami esaslara göre cezası ölüm olan bir pozisyonda kalmaları için Sarah Aaroson ‘Harem’den bağımsızlıkla çıktığı söylenen kızlarla bir fahişe teşkilatı kurdu. Bu kızların tümünün de güzel ve ser verip, sır vermeyen cinsten olmaları içinde Türkçe bilmeyen yabancı kızlardan oluşturuldu. Bu fahişelik odaklı sır alma, yanlış bilgi verme ve sindirme operasyonları kurulacak İsrailin nasıl organizasyonlarla oluştuğunu gösteriyor. Hem de NİLİ, ismini eski ahitin baş harflernin oluşumundan alsa da yani; İsrailin Kurtarıcısı Yalan Söylemez… Bir konu daha var: O da bazı cariyelerin, NİLİ örgütünden olduğu ve bazı konularda padişahı etkilemek için, onu aşağılayacak bazı ipe sapa gelmez konuları Harem’de dilledirmek tehdidini savurduklarıdır.

Konu okadar dallı budaklı araştırmalara ve ilgiye açık ki; Ancak bu kadarını söyleyip bir dip notla bitirmek sanırım doğru olacak:

Yeni dünya düzeni ile Haremdeki hamam kavgaları arasında ki bu ilginç bağ; insanları veya toplumları kalbinden etkileyecek bazı şeylerin hiç değişmeyeceği gerçeği. Kadın ve ona duyulan arzunun herşeyi değiştirecek kadar kuvvetli bir duygu olması.

Argün albayrak

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: