Dijital Kaos ve ‘Kayıp Yol’ – Argün Albayrak

Dünya dijital bir kaosa doğru sürükleniyor. Aç gözlü insanoğlu, teknolojinin sunduğu herşeyi yutup, kendini bilinçsizce o trenin yataklı vagonunda ki birinci sınıf yolcu sanıyor. Teknolojiyi kullanmak farklı, onu isteklerin doğrultusunda yönlendirmek çok daha farklı. Bu ayrım, bizim şahıs olarak yapımızı da az çok belirliyor…

İki gün önce bir haber vardı: Amerikanya filimlerini andıran bir mahkeme salonu hikayesi bu. Şu Albay Dursun Çiçek’in darbe planına attığı imza onun muydu, değil miydi? Yaş mı da kuru mu ? şarkısı aylardır kamuoyunu oyalayan bir ‘aldım verdim ben seni yendim’ olayı… Dediler ki; Bu imza ıslaktır ve Dursun Çiçek’e aittir. Karşı tarafın, henüz bilmediğimiz derinlikteki tarafları durur mu? Bakın ne yaptılar: Mahkeme salonuna bir alet getirdiler. Alet tam bir zihni Sinir 20.yüzyıl buluşu…. Dilediğiniz kişinin ıslak imzasını atabiliyor. Hakime dediler ki, Sn.Hakim şu kağıda bir ıslak imza atar mısınız? Hakim de attı. Muhteşem buluş o imzayı bir nevi tarayıcı ile okudu ve alet koluna bir dolmakalem takıldı. O da ne? Bilgisayar aynı imzayı birebir ve de ıslak olarak attı. Dünyanın en önemli ve kanıt sayılabilen üç başlığı var: Parmak izi, DNA ve imza… Bütün uluslararası anlaşmalar, ekonomik döngüler sizin imzanızın güvenirliği üzerine işler: Yani deriz ya; Bir imzayla halletti diye… Yani o, bir insanın taklit edilemeyecek olarak bildiği ve güvendiği imzanız… artık sizin değil… Mahkemede kanıtlandı bu. Bu örnek dışında daha bir çok sanal gerçeklik yaratmak mümkün. Deniz Baykal’a grup seks te yaptırabilirsiniz, Recep beyi İsrail başbakanını tokatlarken de gösterebilirsiniz. Olmayan binaları havaya da uçurabilirsiniz… Yani dijital bir ruha sahipseniz, superman olduğunuza bile inanabilir ve aptallık boyutuna bağlı olarak kendinizi camdan aşağı da atabilirsiniz (oldu da)… Veya ABD’de olduğu gibi bir anda silahlanıp okul da basabilirsiniz. Bunlar artık masabaşında çözülebilen bir iş halini aldı bile… Dijital kalelerde saklanmış adı, sanı olmayan yeri, yurdu yalan bir nüfus sayımı yapılsa sanırım Türkiye nüfusu 300 milyon civarındadır. Kolay değil. Bir kişi aynı anda üç dört ayrı kişiliğin yükünü çekiyor… Orada herkes zengin… Herkes yakışıklı ve güzel… Ve ne gariptir ki herkes aynı zamanda yalnız, sevgiye muhtaç. Ancak şu özelliğini herkesin bildiğini biliyorum. Bu bir bıçak ve kullan diye eline vermişler. Ya karşındakini öldürürsün, ya da yemek yapmak için kullanırsın. Bu iyi niyeti taşıyan insan sayısı o kadar çok ki…

İnternet bankacılığı da yeni teknolojilerle birlikte değişti. Çok alıştığımız Ziraat Bankası maaş ve emekli kuyrukları bir nebzede olsa azaldı. Ancak güvenlik sistemleri ne kadar yoğun bir işlem prosesi halini aldı; Hepimiz görüyoruz. Yanlış mı? Hayır değil. İyi niyetle kullanıyor ve seni koruduğunu biliyorsan değil. Ama bir gerçek var ki, o da şu: Bu kadar güvenliğin sebebi dijital dünyada herşeyin mümkün olması ve kötü niyetle bir anda senin gerçekliğini tehdit edebilmesi… Gizemli teoriler hep korku üzerine kurulu. Geçenlerde bir TV programına konu oldu. İsrailden aldığımız uçakların yazılım programları,  bu silahı onlara karşı kullanmamızı engelliyormuş… muş mu ? İnanın ben bilemiyorum. Sadece ne kadar korkunç olduğunu görüyorum… İşte global dünyanın insanoğluna armağan ettiği KORKU. İşte bu korku, gökyüzünde kodlanarak yeni dünya düzeni insanlarının soluduğu sanal bir oksijen halini aldı. Bulutlara baktığımızda görünmeyen ve ancak beynimizi uğuşturan dalga boyları. Bu acayip silah nasıl durdurulacak peki. Yok ederek mi? olmaz öyle bir şey. Gerek yok çünkü… Onu durduracak tek şey gerçek biri olduğumuza inanmak ve İYİ olabilmek…

Hatırlayalım. Tüm bunlara karşı aslında uyarıldık. Ama onların büyüsü içinde herkes kayboldu. İki film: This is a dream world Neo.. ve… “Our generation has had no Great Depression, no Great War. Our war is spiritual. Our depression is our lives.”… Ve işte ondan sonra bu gümbürtü başladı. Gerçek olmayanın, üstün gerçekleğine inananların gerçek dışı yaşamlara karşı olan savaşları.. İçimizde haykırıp duran depresif sesler…’Çığlık’ tablosunun aslında dün yapıldığını söylemiyor mu? Gerçek olmadığını bilerek yeni yaşamlar kurup ta nasıl yaşar insan. Sevişebilir mi gerçekten… Yoksa seks bir ihtiyaçtır diyerek, uygun pozisyonlar mı aranır?… Dijital seks endüstrisine hiç girmeyeceğim. Ama bilinmesi gereken şu ki; Bu Larry Flynt imzalı endüstri ‘erkeklerin kadınlara karşı olan beklenti ve arzularını altüst etti. Dünyamızın insani ve gerçek değer yargıları yerini dijital kalelere devretti. İçi ağlayan ama kendi gülen insan nüfusu arttıkça da bizlerin nüfusu azalacak. Her çocuğun nasıl dijital doğup büyüdüğüne baktıkça da tedirginliğim artıyor. Tarih okuyanlar bilirler. Bir söz vardır: Büyük değişimler kan dökmeden olmaz. Diye… Bu kural değişecek mi… Yoksa bu sefer büyük değişim sadece gözyaşı dökerek mi gerçekleşecek… Ben gözyaşını tercih ederim. Şöyle haykırarak bir ağlasa insanlar, şu düzen sular altında kalmaz mı… Kalır ! Yoksa okuyanlar arasında ağlayan surat ikonu göndererek yorum yapmayı tercih edenler mi olur?… Siz ce ne olur ?

Argün albayrak

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: