Doğum Günüm 30 Aralık 2009 / Teşekkür – Argün Albayrak

Doğum günüm. 30 Aralık 2010. Henüz 7 aylık bir bebeğim. Yürümeye bile başlamadım. Bir önceki hayatım 1967 yılının 19.07 sinde başlamış. Şimdi ise yepyeni bir hayat başlıyor… Tanrı beni ödüllendirirken, hatırlamam için vücudumda izler bırakmayı uygun gördü. Geçmişte çok acılar yaşadım. Bana dedi ki; Acı öyle olmaz, böyle olur. O zaman anladım bir çok şeyi. Kafayı sağlam çarpmışım. Hepsini taşıyacağım üstümde çünkü onlar kazanın değil, hayatın izleri.

30 Aralık gecesi eve dönerken bir taksinin aracıma çarpmasıyla savrulmuşum ve olanlar olmuş. Detaylara gerek yok. Bir kaç iyi insan beni aracımdan çıkardıklarında kimsenin öldüğüm konusunda bir şüphesi yokmuş… Benim bu konuya açık bir algıyla girişim 2010 yılının ilk haftası olmuş. Uyanmışım… Yer İstanbulun Haydarpaşa Numune Hastanesi. Babamın yıllarını verdiği o muazzam yer. Bu uyanış öncesinde iki tane net görüntü vardı önümde: Biri Dr. Nesrin ! Bana ilk mühahaleyi yapan bir çift göz. Oratalığa saçılmış durumu düzeltmek için herşeyini veren Nesrin Hn… Diğeri ise sevgili Sonay Dikkaya… Son dakika haberi olarak yanımda idi, ablasıyla beraber… Ona sedyede elimi uzatmışım. O da tutmuş. Sağ olsun hem de ne tutmak… Bir an bile başımdan ayrılmadı. Çok sevdiğim meyvalı yoğurtlarımı taşıdı, öptü, iyisin dedi. Sonay geçmişim 15 yıl. Dünya güzeli. Dertlerim benim, acı benim, mutluluk senin olsun sonaycığım. Bu arada heyecandan kırık ayağımın üstüne de oturması harikadır. Ama verdiği en büyük acı bu değilJ Hayal meyal hatırladığım bir çok insan var, isimlerini hatırlamak ancak birileri yardımcı olursa mümkün. Hepsine sıra gelecektir, hatırladıkça… Ama o Annem var ya, o annem ! Ona kelimeler anlamsız, ona sarılmalara yetersiz… Ona ne yapsam yetersiz ! Geçen sene bir ay arayla önce ablamı, canımı sonra da babamı kaybettim. Bir yıl sonra da ben… Yukarı kadar çıktım, sonra dünyaya geldim. Kalbimde bir sızıyla baktım anneme ve dedim ki; Kaybeden ben değilim anne, az kalsın bütün aileni kaybediyordun. Ama bak geldim. Artık yalnız bırakmam seni !

İnanılmaz dönem oldu bu 2010. Üç ay sadece yoğut yiyebildim. Ha bir de altın ayıcık. Çocukluğumdan muzırlık yapmayı severim. Kimseciklere zarar vermemek koşuluyla tabi. Ortopedi kliniği bir gün hasta uyarı tabelasını ararsa bilsinler ki; Ben de ! Kıpırdamanın bile yasak olduğu sonar titreşimli aletlerde şarkı söylemem de ayrı bir konu… Hele o acılarımı dindirmek için kullandıkları morfin yok mu… Herkese hayatı tekrar sorgulamasını tavsiye ederim. Halüsinasyon  sanal gerçekliği fizik ilmindeki parelel evrenler gibiydi…

Her neyse 2010 kış uykusu 3 ameliyat, bol bol Haute Cauture Nesrin imzalı dikiş, bol ilaç ve bakım, 200 e yakın film yani bol radyasyonla geçti. İyi niyetle emeği geçen tüm Haydarpaşa Numune Çalışanlarına teşekkürler… Ama bir kaçının ismini saymak insanlık borcum. Ortopedi kliniğinde Adnan Kafadar ile Ziya ve Kerem beylere çok teşekkür ederim. Hemşirem Nursel Hn ve her derdimi tevazu içinde çözen Ekrem… Sizlere de tabii… Ayrıca üstümde rekonstrüktif retro perspektif sanatlarını icra eden başta Sevgili doktorlarım Özlem Özgenç ve Elif Eren Aydın ile diğer arkadaşlara selam olsun. Ha bir de Prof.Dr.Sülük ! O ne acaip bir mahlukat…. Prof.Dr.Sülük dediğim için kimse kızmaz umarım çünkü bu ismi ben takmadım. Tahtakalede sülük satan amcanın tabelasında bu yazar: Prof.Dr.Sülük… Kan emici bir vampir o.

Şu an hala yürüyemiyorum. Herkes söyledi zaten. Bu yıl sezonu kapattın diye. Düz koşulara 2011 yılında başlayacağım. Ama olsun; Çünkü bana öyle büyük bir fırsat oldu ki bu. İnsanları tanıdım. Sevenlerimin ne kadar çok olduğunu gördüm… Kendimi ne kadar çok ertelediğimi gördüm. Değiştim mi? Hayır… Aksine ben Argün’ü çok özlemişim onu gördüm. Yanlışların ve doğruların, kişiye göre değiştiğini yani öyle kavramlar olmadığını gördüm… Orhan Veli’nin dediği gibi: Bir girdim insanların içine…insanları gördüm.

Şimdi bu yeni hayatıma büyük bir sınavı geçerek başladım. İçinde bugüne kadar yanlış cevapladığım çok soru oldu. Bazen dört yanlış ta, bir doğruyu götürdü benden. Ama kazandım… Şimdi sıra geldi insanlara: Canım anneciğim, Heybetli Ayten Halacığım… Talat ve Elif, sizi gördüğüm zaman güç topluyorum. Melisim, canım kardeşimsin. Sonaycığım, ne olur benimle haber sunar gibi konuşma. Aramızda rtük yok. Seni çok seviyorum. Canım Oğuzhan ve özge; Ailem sizsiniz! Çok sevgili touchdown halkı;Rakım buzlu olsun! Bu kadeh size…  Aşkın Aslı gibidir Aslı. Poaçam, boaçım; bir özel dostsun sen ! Tibetcim, Tunaycım; Papazın Çayırında bekliyorumJ Erdinç; hep yanımdaydın sesinle.Sağ ol! Nilşah; Biricik yol arkadaşım! Sevgili Fecir ve Anneciği. Burası size hep açık. Sevgili Burak Yamanlıca. Biricik Dilaram. Tribün, okul, gönül arkadaşım Ergun. Çarşı olsa da bir tek bana karşı olmayan dostum Merter. Babamın vefatından sonra bana Baba olan Sedat Ağabeyim ve Eşi. Önce dostum ve sonra avukatım Erhan Yavuz. Osman Ataman. Canım Gören ailesi ve zeynep ile iremim! Sevgili arkadaşım Aylin Bayındır… Cnm Pınar Ö.Hotiç, Bahçevanımız ve dostumuz Murat. Yıllar seni hep güzelleştirecek Elif Politi… İletişimlerini hiç koparmayan Ali ve Elif, Cnm Eke, Taner ve Mutlu kardeşlerim. Aslı Aytaç, Füsun ve İhsan Ölmez, Banu Burkut, Defne Çetindağ, Güzellik abidesi Devrimciğim, Cnm Dilo, Estelle, Ergin Akış Ağabeyim, Kuzenim Mehmet.  Tolga Hancı… bizi hiç yalnız bırakmayan Kamil… Görmesem de, duymasam da içimde olan biricik Ebuş !

Ve kundaktan beri beraber olduğum, benim için işini gücünü, ailesini bırakıp yanımda olan ve geriye kalan tek kardeşim: Ozan !

Bu yeni hayatı siz kurdunuz ! Hepsi sizlere feda olsun ! Sağlıcakla kalın !

Gönül buraya yakın aileyi de katmak isterdi. Haklı çıkmak üzücü olsa da o defter tamamen kapandı. Çünkü önemli olan ben değildim. Annemdi. Onu yalnız bırakanlar kendilerini iyi bilirler… Artık beni aile anlayışımda onlar yok ! Ailem olanlar; Yukarıda ismi geçenler..

  1. #1 by Ela Leki on 08 Şubat 2012 - 12:47

    Merhaba,
    Sizi hiç tanımıyorum ama, sabah Doktor Adnan Kafadar’ı google’da aratırken, çok tesadüf eseri bu yazınıza denk geldim. O kadar etkilendim ki size yazmak istedim. Gerçi gördüğüm kadarıyla Ağustos 2011’den beri birşey yazmamışsınız, belki görmezsiniz bile bu yazımı ama olsun :)
    Bende büyük bir trafik kazası geçirdim ama burnum bile kanamadı. Çok sevdiğim bir dostumu o kazada kaybettim (sanırım Ebuş kaybetttiğiniz ablanız, benim de Figenim hep içimde). Bu yüzden o kazada burnumun bile kanamaması benim içinde hep bir vicdan azabı olarak kalmıştır. Neden biri ölürken, diğerinin burnu bile kanamaz! Bunu ilk defa burada size yazıyorum. Kimseyle daha önce bunu paylaşmadım. Yazınız o kadar samimi ve yazdıklarınız o kadar bana yakın ki hiç düşünmeden bu itirafı yapıverdim ve aslında silebilirim ama silmeyeceğim.
    Beni en çok etkileyen tarafı yakın aile ve dostluk ile ilgili kısımlar. Ne kadar acıdır ki böyle zamanlarda insan farkına varıyor kimin ne olduğunu. Dostlar bir anda aile oluveriyor ve yakın aile sandığın kişiler yabancılaşıyor. Bunu da o kadar güzel yazıya dökmüşsünüz ki, size bunu söylemek için yazdım. Ben sizi tanımadan çok sevdim. Umarım iyileşmişsinizdir ve toparlanmışsınızdır ve o çok güzel dostlarınız hala yanınızdadır. Benimkiler her zaman olduğu gibi yanımda :)))
    Sevgiyle kalın
    Ela

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: