Ezalena (1)

1.bölüm;

 

Seni anlatmamı, sen istemedin. Bunu ben; biraz da bencil bir yalnızlık içinde – kendim için – istedim. Seni tarif etmek, içimdeki sevginin karşılığı olamayacak kadar basit ve sıradan… O tariflere inanmam ben. Kendimi tanırım. İçimde yanıp sönen duyguları bilirim. Beni ne yaralar, ne coşturur, bilirim. Hayata karşı biraz soğuğum. Ortalıkta olup bitene, yitip gidene inanmıyorum. Samimiyetlerin arkasında, suç işlemişcesine saklanan ama adı ‘gerçek’ olan şeylere inanmıyorum. Şizofren mutluluğu benim ki… Kirliyim ama toprak gibi, ağaç gibi kirliyim. Doğa yüklüyüm. Gökgürültüsü gibi kalbim ve yağmur gibi hüznüm… . Geçsin gitsin istiyorum hayat ! Anlam veremezler bana ama ‘ben’ anlamları iyi bilirim… Bu yüzden ‘seven çok sever’, ‘nefret eden çok nefret eder’… Tek birşeye inanırım. Çıplak kavgalara…  Tek bir kişiye inanırım: Konuşana değil, yapabilene… Bu, benim ! Ve ‘o’ ben içindeki tek ışık sadece sendin ! Bunları yazmamı  aslında sen istemedin. İki bedende tek can olduğumuzu ‘bildiğin’ için bana bunları hissettirdin !

İnsan kendinden kaçabilir mi? Ama gerçekler can yakıcı değil mi? Uzak durmazsan, yakar insanı ! Oysa bu önyargılı bir korkudan öte değil… Çünkü burası püfür püfür ! Sen püfür püfürsün, nefesin gibi serinsin…

Günlerden olmayan bir günün, en olmadık saatlerinde ve memleketinde yaşandı herşey. Senin içinde olan şeyler; aslında bana olan bir sevgi değildi – senin duymaya ihtiyaç duyduğun, o kayıp duygularının kasası gibiydi kalbim. Sen anahtarı çevirdin ve açmaya korktun. Çünkü herşey yolunda idi… Öyle görünüyordu ! İçindeki kırgınlıkların, hırsların, ailevi yaşamların önüne – aklınla – bir set çekmiştin ve aklın bunun iyi bir yaşam olduğunu sana telkin ediyordu. En iyisi, kaçmaktı değil mi? Bir yolunu bulup kaçmak… Korkulu kabuslardan kaçıp, bir düş bahçesine ulaşmayı düşünmüştün belki de… Ama kabusların en büyüğüne uyandın ! Bu kabus ben değildim. Bu kabus, senin ‘reddedişlerin’ idi. Kendini reddettin sen… Nereden çıkardım şimdi bunu diyeceksin değil mi? Oku o zaman kendini:

İncecik incecik tıs tıs tıs…

Ürkek ama kocaman yürekli, ama ürkek

Kalp kapakçıkları var oraya kadar gelebilirsen eğer , gerçek bi dua okursan o kapıda açar kapakçığı

Açılır açılmaz gözlerin kamaşır farklı bi ışık görürsün, sora ürkektir ilk adımların. “cennet mi burası?” dersin

-yok canım ne cenneti, der MELEK

Çoook hafif bi rüzgar eser saçlarını dağıtır , kafan karışır

Ve ancak o, bu cümleyi anlar

Tüm vücudunun hafiflediğini hissedersin

Sanki üstünde ipekten tiril tiril bi elbise var ,ayakların çıplak

Kapatırsın gözlerini ve yürürsün nereye gittiğini bilmeden

Bi ara gözlerini açarsın… gülümsersin ince ince ama ağzın açılmaz gülümserken, dudakların ayrılmaz birbirinden

Bu öyle bi gülümseme diil

Bunu da o anladı

–       peki o her şeyi anlar mı gerçekten boyle?

–       Anlar ya ….. çook fazla anlar

–       Hadi devam et anlatmaya , orda başka neler var?

 

Bazı günler orda minik minik yıldızlar yağar üstüne , o avucunu açar, asla yakalamaya çalışmaz ki o yıldızları.. sadece avucunu açar hepsi gelip konarlar

Sora onlardan taç yapar başına, alnından öpüp takar saçlarını okşayarak

İçerde seni güvende hissettirir oyle derin nefes alırsın ki orda

Nası bi mutluluktur

Su içer gibi, tadı olmayan suyu tadı olmadığı için sevdiğin gibi bi nefestir o da

Çok hafifsindir artık

Elinden tutarsa eğer düşmemen içi değil yükseklere uç diye tutar

Sen azcık havalandıktan sora aşağı çekmez

Bırakır elini daha yükseklere uç diye

Kendi de aşağıda yürür senin altında, elleri açık düşme diye sora durur bakar izler seni

Sen sevinç sarhoşu uçuyorummm dedikçe

Hüzünlü bi gülümseme belirir gözlerinde

Yana doğru eğilir başı aşağı bakar

Hafifçe öksürür sora

–       hadi devam et anlat…

 

yürüdünü bile hissetmezsin, altındaki ağır toprağı hissetmezsin, orda her şey ipekten

her şey ferah

o kadar uçsuz bucaksız bi yer ki orası

ama asla kaybolmazsın , hayır kaybolmazsın içine girince

hiç bi işaret yoktur sen gör diye

sen sadece yürürsün her yerde başka bi anlam vardır saklı

hiç bi saptığın minik yol boşuna dildir ki, hepsi ayrı bi yere götürür seni ve bu hiç bitmez…

bazen yorulursun yürümekten, uzaniyim dersin biraz, pamuk olur her yer , pamuk olur hiiç acıtmaz ki seni o

kaparsın gözlerini ,güneşi tutar orda, uyandığında gece olduysa korkma diye…

o kapakçığın ardında boyle bi dünya vardır işte

hissi büyük ve tarifsiz, sen içerdeyken gerekirse ordular koyar kapıya da yine de kimseyi almaz içeri

sen bi rüyada oldunu sanırsın uzun zaman

ve bi zaman sonra anlarsın ki aslında geldiğinden beri hiç gece olmamıştır hava kararsa da

ve sen hiç uyumamışsındır

rüya sandığın şeyler gerçek, gerçek sandıkların rüyadır belki

ama düşünmezsin bunları çünkü  her şey oyle bir bütündür ki orda

bu bi fotoğraf diil bakamazsın, sana burayı asla gösteremiycem

buranın bi kokusu var, bi yumuşaklığı ve bi esintisi, yaşıyo burası anlıyo musun o yüzden gösteremiycem sana

bana kızma olur mu onu kendime saklıyorum diye… asla kızma… kızgınlığı, görme hırsını kaldırmaz orası, orda her şey uçuşur yakalama çabasını kaldırmaz orası

bi gün izleyebiliceksen yağan yıldızları dokunmaya kalkışmadan… biraz daha sesli olsun demeden duyabiliceksen sen de onun kalbinin sesini ve uyuyabiliceksen onun kalp tik tak larında huzurla, etrafındaki cenneti iyi seyredip onun bi resmini istemeden yapabiliceksen o seni de çağırır o dünyaya………..

dünyasının pamuk prensine bir dünyalıdan……..

 

Şimdi nerede olduğunu merak ediyorsan, söyleyeyim ! Kalbin, ve o şaşkın şaşkın bakan gözlerin, burada ! Orada nelere heyecanlanıyor, gözlerin nelere bakıyor, neleri arıyor bilmiyorum ! Benim bekçiliğim aynı yıldızları özgür bırakmak gibi; istediğin kadar uç, yüksel… Kapında ordular dikili bekliyor, aşağıda ben varım, tutarım !

Bize dünyayı yasakladılar, ama aynı dünyaya hapsettiler. Şu anda da açıkgörüşteyiz ! Parmaklıkların ardı ben olayım, mahsuru yok ! Maphusu ben sansınlar, kiltlediler sansınlar… Aslında Ben herkesi dışarı kilitledim ! Haberleri yok ! Demiştim burası güvenli diye… Yaşamana bak ! Susadığında, bir seslen yeter ! Ben pamuk tarlalarında ‘yaşam işçiliğine’ devam ediyor olacağım !

İnandığın kadar büyüktür hayat,

Ve Küçültmeye çalıştığın kadar büyür gerçekler…

Kendini Sevebildiğin kadar seversin herşeyi

Ve herşeye –  anlayabildiğin kadar anlam katabilirsin !

Bir hücreden bir dünya yaratmak için,

Canından akan bir damla kanın içindeki yaşam, sana yeter !

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: